bilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mayıs 15, 2017

Royal Enstitü Günleri


Buralara gelmeden önce, acaba Royale de yolum düşer mi diye aklımdan geçirmiştim. Çok istemişim, o düşüncem dua olmuş meğersem.

Royal Enstitü benim youtubedan takip ettiğim, küçük yaşlardan itibaren anlamlı deneyler yapmayı önemseyen, bilimin konuşulmasını, bilim insanı ve çocuk arasında bağlantı kurulmasını önemseyen vurgulayan bir kurum. Kuruluşu çok eskilere dayanıyor, pek çok önemli bilim insanına da yuva olmuş vakti zamanında. Hatta kadınların üniversite eğitimi alınmasına engel olunduğu zamanlarda, tüm yargıları yıkıp din dil ırk cinsiyet fark etmeksizin bilim yapan herkese kapısını açan Royal Enstitü olmuş.

Royalde eğitim vermeden önce bir tanışma ve bilgilendirme günü oldu. Kısaca çalıştığımız alanlardan bahsettikten sonra Royal Enstitünün tarihi hakkında bilgilendirme yaptılar. Bizi bilgilendiren yapım koordinatörü Welcome dedikten sonra “Siz artık Royal Enstitü ailesinin bir üyesisiniz” dedi. Bu çok önemliydi benim için. Var olduğunuz yer sizi benimsediğinde, bunu gerçekten hissederek söylediğinde otomatik olarak kendinizi daha huzurlu hissediyorsunuz. Çünkü orası eleştirildiğiniz ve karşılaştırıldığınız bir yer olmaktan çıkıp, el ele verip güzel işler yapmaya doğru sizi destekleyen bir yuva haline geliyor bi anda.
Ardından yapılacak deneyler hakkında birkaç kısa denemeler yaptık ve Faraday Müzesini gezerek günü tamamladık.

Müzeyi ve enstitüyü gezerken, daha önce de bahsettiğim gibi burası halktan uzak bilim yapan bir yer değildi. Müzesi, kafesi, çalışma salonları, tiyatro salonları ve laboratuarları ile bilimin yapıldığı ve paylaşıldığı bir yer halindeydi. Özellikle bizim de eğitim aldığımız “Young Scientist- Genç Bilim İnsanları” bölümü çok şirindi. Boğaziçi Üniversitesinde Fen Eğitimi aldığımız laboratuar şeklinde dizayn edilen sınıfımıza benziyordu. Bu laboratuar bilime adım atacak yeni nesillere açılıyordu.
Müze ise oldukça anlamlıydı. Oradan gelmiş geçmiş bilim insanlarının çalışma odaları, kullandıkları aletler ve buldukları sergilenmişti. İşte bilim hep bizden çıkıyor der gibi.  Eh o kadar da havalarını atsınlar değil mi =)

Eğitim günü geldi. Tüm gönüllüleri toplayıp bir konuşma yaptılar öncesinde. Koordinatörün, teşekkürün ardından söylediği ilk şey “Burada hiç kimsenin size kaba davranmasını göz ardı etmeyiz. Bu sebeple aile veya çocuklardan ne sebeple olursa olsun kaba bir davranış gördüğünüzde bunları bize bildirin.” cümlesi oldu. Ailemizin üyesisiniz’den sonra benden 100 puan aldıkları ikinci nokta burası oldu. Pek çok kez fark ettiğim gibi o anda fark ettim ki, bu ülke ve bu ülkenin insanları ilişkilerini en başta karşılıklı saygıya dayalı olarak kuruyorlar. Öğretmen öğrenci, veli öğrence, öğretmen kurum, veli kurum fark etmez.. Saygı, gereken ilk kural.

Eğitim, aile ve çocukların dahil olduğu, oldukça fazla sayıda deneyin yapıldığı bir gündü. Yaş seviyesi 6-12 olarak değişiyordu ama benim 3 yaşında da öğrencim oldu =)) Eğitim en önemli noktalarından biri aslında aile ve çocuk arasında etkileşim kurmaktı. Yani yapım koordinatörünün sürekli vurguladığı şey buydu. Zaten youtubeda paylaştıkları videolarda da deneyi çocuğun ailesi ile birlikte yaptırdıklarını ifade etti. Çünkü enstitüye göre, çocuklar evlerinde bilimi konuşurlarsa, aileleriyle bilim muhabbeti yaparlarsa farkındalıkları artacaktı. Bu sebeple deneyler boyunca zaman zaman çocukla iletişim kursam da aileyi bunun içine katmaya ve kendi aralarında sohbet etmelerine izin vermeye de özen gösterdim.

Onca çocuk geldi geçti, onca iş yaptık, onca deney prosedürü uyguladık, bir kere olsun çocukları uyarma gereksinimi duymadım. O videolarda izlediğimiz çocuklar gerçekmiş, vallahi gerçekmiş onlar. Çok iyi dinleyen, kulak veren, anlamaya çalışan, kendisi üreten, uygularken sabreden, gerekirse bekleyen, sırasını bilen, diğer arkadaşına da saygı gösteren, uygularken zevk alan, tekrar ve tekrar yapmak istediği halde bir sonrakini düşünüp tekrar sıraya giren ne tatlı çocuklardı. Her defasında onlarla birlikte ben de zevk aldım ve günün sonunda kayıp bir sesim olsa da yüzüm hiç asılmadı. Hatta deney sırasında yer değiştirdiğimiz Kathy de bunu fark edip birlikte aynı ortamda çalışmanın ne kadar güzel olduğunu söyledi.

Tabi Kathy nerden bilsin biz ülkede deneyleri kan ter içinde yaptırıyoruz, bu ne ki yorulmadım bile ^.^

Eğitimden sonra çokça düşündüm. Koca bir etkinlikte anlamsız bir deney bile yoktu. Her deneyin sonunda çocuklar gerçekten hayatla ilgili önemli bilgiler alarak ayrıldı. Bilimi  KONUŞTULAR. Sadece bikaç kimyasalı bir araya döküp hop oldu bitti yapmadık. Deneyler köpürdüğünde, alev çıktığında ve çocuk bilim deneyince bunları hatırladığında bize hiçbir şey kazandırmayacak. Eğer çocuk, hayatıyla ilgili, elindeki yaranın nasıl iyileştiğini,  bitkinin de kendi gibi terlediğini, patatesin de insanında şeker depoladığını ama farklı şekilde depoladığını öğrendiğinde zevk alıyorsa, işte o zaman bilim daha iyi bir yere gelecek Türkiye’de. Yoksa bir sihirbazlık gösterisi, bir İllüzyondan farkı olmayacak, üzgünüm dost acı söyler.

Umuyorum bir gün benim ülkemde de, bilim insanları ve halk bir araya gelir, vakit geçirir, gerçekleri konuşur. Umuyorum bizim çocuklarımız da hiçbir korku ögesi olmadan, gerçekten saygılı davranmayı öğrenir, saygılı davranmanın güzel olduğu zevkiyle bunu öğrenir. Umarım bir gün biz de evlerimizde bilim sohbetleri yaparız, sofradaki yemekten, bahçedeki taştan.. Umarım, bilimin ne olduğunu bilen eğitmenlerimiz olur.


Sevgi ve çok umutla.. 

Şubat 09, 2017

Museum of Childhood- Çocukluk Müzesi


Çocuklar için eğitim sistemini öğrenen, çocuklar için araştırmalar yapan, çocuklar için onların kitaplarını okuyan biri olarak yapmazsam olmazların arasında elbette “Museum of Childhood- Çocukluk müzesi” vardı. Yine bana çok şey katacağına inanarak, bir elimde fotoğraf makinem, çantamda elmamla çıktım yollara.
Boyama veya etkinlik yapılan masalar
2-3 yaş grubu için hazırlanan oyun bölümü

2 katlı, kocaman bahçeli, yüksek tavanlı bir müzeydi Museum of Childhood da diğerleri gibi. Geçmişten günümüze pek çok oyuncak çeşitlerini bir kata sıralamışlardı. Camekanların içerisinde bulunan oyuncakların yanında, çocuklar için oyun alanları, yemek ve alışveriş bölümü de vardı.

scooter
İlk tahta scooterdan tutun, trenlere, atlı karıncalardan, akıl oyunlarına kadar pek çok oyuncağı gözlemlemiş oldum. Tabi insan kendi hayatından deneyimler bulduğunda daha güçlü bir ilişki kuruyor. Mesela, küçükken kartondan elbiselerle giydirdiğimiz karton bebekler vardı. Acayip severdim onu, bir gazeten çıkıyordu sanırım. Muhtemelen bana da eniştem getirmişti. Onu gördüm bir bölümde. Yine bir başka yerde Legolar gördüm. Oturup saatlerce tek başıma zevkle oynadığım Legolar.. Başka bir yerde şu gerçek gibi olan bebeklerden gördüm, çok istemiştim küçükken sonra da Eminönü’nün ortasında ortalığı yıka yıka aldırmıştım bir tane.
tren istasyonu

bebek giydirmece 

Fakat bu müzeyi güzel yapan başka noktalar vardı. Çocuklarla ilgili olan müzelerde gördüğüm ortak nokta interaktif oyunların ya da ürünlerin olması. Yani çocuk sadece gezip oyuncaklara bakmıyor. Bazen oraya konan atın üzerinde sallanabiliyor, bazen ailesi ile hikaye üretebiliyor, bazen demir tozu ve magnetlerle bir yüze saç sakal bıyık yapıyor. Bunlarla ilgili video çektim, instagram üzerinden paylaşacağım ^.^
Şimdi bi kaç oyuncak önerisinde bulunacağım. Birincisi bloklar üzerindeki resmi tamamlamayı hedefleyen bir oyuncak. Resimdeki kadar kompleks düşünmeye gerek yok. Doktorların ağzımıza baktıkları o tahta çubukları yan yana getirip üzerine bir resim çizebilirsiniz. 3-4 yaş arası için bir çeşit puzzle olacaktır. Bir sonrakini tamamlayabilme önemli bir beceri bu yaş grubu için. Hem iki tarafını da kullabilirsiniz. Böylelikle bi taşla iki puzzle :)





Bir diğeri yine tahta bloklardan oluşuyor. Bu oyuncak tam 10£ idi, yani 45 tl -_- Bende fiyatı görünce bırakıp, ben kendim yaparım ki dedim =)) Küp blokların 6 yüzeyinde de farklı resimler bulunuyor, bunlardan mesela üçünü zar gibi çevirip atıyorsunuz ve sonra resimlerle ilişkili bir hikaye kuruyorsunuz. Çocuğunuz ya da öğrenciniz için hayal gücünü ve yaratıcılığını arttıran, bişeyler üretmesini sağlayan dolayısıyla da beyin gelişimi olumlu yönde etkileyen bir aktivite. Bunu illa bir tahta küpe yazmak zorunda değilsiniz. Birkaç taşın üzerine çizip “ Hikayeni anlat” oyunu yapabilirsiniz. Belki de yakınınızda bir marangozdan böyle tahta bloklar rica edebilirsiniz =)

Diğer oyuncağımız ise “Hadi balık tutmaya gidelim”. Bu oyuncağımız da epey pahalı olunca, tarafımdan anında olduğu yere geri bırakıldı =)) Zira bu da evlerimizde yapılabilir. Hatta ben magnetizm dersinde yapmayı planlamıştım ama kısmet olmamıştı. Şöyle ki, bir mukavvadan balık şeklinde resimler kesip çocuğunuz ya da öğrencinizin bunları boyamasını isteyebilirsiniz. Ardından, Balıklara minik mıknatıslar yapıştırın. ( kebapçıların, çiğköftecilerin ve bilimum şirketlerin reklam amacıyla kapımıza bıraktıkları buzdolabı magnetlerini de yapıştırabilirsiniz). Ardından doğa turunda topladığınız çalılardan olta yapın ve bir ip ile mıknatısınızı dalınıza sabitleyin. Sonra koltuğun tepesine çıkıp balık tutun ^.^
                Müzedeki birkaç duvar yazısıyla sona gelelim. Diyorlar ki, yaratıcı oyun çocukların çevresinde zaten alışık olduğu malzemelere ortaya çıkar. Oyuncaklar, hikayeler, günlük eşyalar çocuğun kendi dünyasını oluşturmasını sağlar. Bu malzemelerle, kendi kendilerine oynayabilirler, arkadaşlarıyla oynayabilirler, ya da hayal arkadaşlarıyla oynayabilirler. Basit bir kutu bile yeterlidir onlar için. Basit şekiller, oyuncağı istedikleri gibi hayal etmelerine olanak sağlar. Önü ve arkası olmayan bir araba, yüzgeçleri olmayan bir bot gibi.. Bu nesneler, çocuk nasıl hayal ederse o nesne olur :) Sonra uçuşsun fikirler..
                Fikir güzeldir, uçuşursa daha güzel olur. E ne demiş Gri Kabarık Saçlı Bilim İnsanı “Zekanın gerçek göstergesi bilgi değil, hayal gücüdür!” Hayallerimiz bol, neşeli, renkli, zengin ve umut dolu olsun..

                Sevgilerimle..

Ocak 21, 2017

Kütüphanede Neler Gördüm; Çocuk Literatürü

       
UCL çocuk literatürü bölümündeki heykel
    Londraya gelirken hayallerimden biri çocuk kitapları okumak ve müze gezmekti. Üniversiteye girişimi yaptıktan sonra da ilk kontrol ettiğim yer kütüphane oldu doğal olarak. Umudum biraz da olsa çocuk kitapları bulabilmekti.. Derkeeeennn… Children’s Literature bölümünü görünce pek bir sevindim.


     Kendi üniversitemin kütüphanesini de büyük, kullanışlı ve kaynak yönünden zengin bulurum her zaman. Ama çocuk kitapları bakımından ben pek kaynak görmemiştim, özel bir alan ise zaten yoktu. O yüzden bu alan benim için oldukça faydalı olacak diye düşündüm ve incelemeye başladım

        Kütüphanede çocuk kitaplarına yakın boş bir yer arıyordum. Çok şükür onu da buldum ama bu seferde bilim kitaplarını bulmam zaman alacak diye düşünürken, ne göreyim “how weather Works”, “the seasons” gibi kitaplar. Tabi gözlerimde oluşan kalplere engel olamadım ve hey dostum dedim ne şanslısın mübarek =)) Bilim kitaplarını tam arkama yerleştirmişler, oturduğum yerden aldım kitapları. O kadar seasons ve weather görünce tamam dedim bu konudan başlayabiliriz.

        Konuyla ilgili üç kitabı inceledim, birinin ismi “air” diğerinin ismi “halacoust bus” ve diğeri “facts about weather” Birincisi okuma kitabıydı, daha küçük yaş seviyelerine uygundu, ikincisi bana daha çok öğretmenler için de somut fikirler veren bir kitap gibi geldi. Sonuncusu ise çocuk ansiklopedisi tarzındaydı. Geçmişten günümüze hava durumu ile ilgili kullanılan aletleri gösteriyordu ve bilgiler içeriyordu. Bu yazıda ise sadece birinci kitaba odaklanmak istiyorum.

        Birinci kitabımız olan Air (Hava) den başlayabiliriz. Air basit ve tek cümlelerle yazılmış, bolca resimlerin ve az yazıların olduğu bir kitap. Bu kitapta benim dikkatimi çeken içeriğinden çok son sayfasındaki kitap nasıl okunmalı konusunda yapılan bilgilendirme idi. Çünkü hepimizi kitabı elimize aldığımızda hmmm hoş kapak deyip çeviriyor, ardından da okumaya başlıyoruz. Fakat okumak bu değil aslında. Gittiğim söyleşilerde de duymuştum bunları ama kitabın arkasında yazılması da çok iyi fikir gibi geldi bana. Hadi bakalım neler yazılmış;
               
*Kitabın öncesinde neler yapılmalı;
  • ·         Kapaktaki resim hakkında çocuk ile konuşun, çocuğunuz bu kitap hakkında ne düşünüyor? Hatta başlık hakkında da konuşmalısınız. Ardından bu kitabın biri tarafından yazıldığını belirtin ve yazarın ismini söyleyin. Ayrıca kitaptaki resimlerin de bir başkası tarafından (büyük çoğunlukla) çizildiğini belirtin ve çizerin de ismini okuyun. Bu kısım aslında bir tanışma. Nasıl ki bir insanla tanışırken ismini nereli olduğunu soruyorsunuz, burada da öyle. Önce kitabın ismini ve nereli olduğunu öğreniyoruz :)
  • ·         Kitabı okumadan önce resimler hakkında konuşun. Hatta çocuğunuzun kendi hikâyesini oluşturmasına izin verin. Bu şekilde ön okuma yapmak çocuğunuza konuyu anlaması için yardımcı olacaktır. Kitabı çocuğunuza verin ve onun incelemesi için zaman tanıyın, resimlere baksın. 
  • ·         Resimleri incelerken doğru ya da yanlış olmadığını unutmayın. Çocuğunuzun önerilerini ve fikirlerini kabul edin. Çoğu sizi şaşırtacaktır. Çünkü çocuklar bizden daha yaratıcı varlıklar. İçindeki çocuğu sürekli susturan yetişkinler yaratıcı fikirler de pek geliştiremiyorlar. (  ben susturmamaya çalışıyorum, içindeki çocuk önemli.)
*Kitabın sonrasında neler yapılmalı;
·         Çocuğunuzun kitabı kendi kendine keşfetmesine izin verin. Belki sevdiği resme tekrar tekrar bakacaktır, belki hikayeyi sevdiği oyuncağına anlatacaktır. Bunu nasıl anlattığı konusunda da yanlış yoktur, bırakın dilediği gibi keşfetsin kitabı. Çocuklar tekrar edilen şeylerde huzur bulduğunu hatırlatalım burada. Aynı resime tekrar tekrar bakmak onlar için önemli. (daha önceki waldorf eğitiminde de belirtmiştim, hayatlarındaki rutinler de çocukları sakinleştiren bir etken)


*Kitabı okuma sürecinde neler yapılmalı;
  • Kitabı okurken, çizimler üzerinde konuşmak çocuğunuzun daha çok şey alabilmesini sağlayacaktır. Bu kısımda sayfa ile birebir eşleştirilmiş sorular hazırlamış yazar. İsmindenanlaşıldığı üzere kitap rüzgar ve rüzgar çeşitleri hakkında. Kitabı elde etmemiş olanlar için şöyle toparlayabiliriz;
  1. ·         Buradaki yapraklar neden yere düşmemiş?
  2. ·         Buradaki kız neden şapkasını tutuyor?
  3. ·         Şemsiyeye ne olmuş? Neden böyle olmuş olabilir?
  4. ·         Buradaki çocuk ne yapıyor? Sen hiç uçurtma uçurdun mu?


Sorular devam ediyor, bunu siz de resimlere baktıkça şekillendirebilirsiniz. Mühim nokta çocuğun resmi sorgulaması, düşünmesi, gözlem ve çıkarımlar yapması. Bu da demektir ki kitap okumanın da bir bilimi var :)


Kitabın sonundaki bilgilendirme bu kadardı, ben oldukça faydalı buldum. Hepimiz kitap okuyoruz ama kitaba dokunmuyoruz aslında. En çok da çocukların ihtiyacı var buna. Herşeyi deneyimlemeleri önemli. Resimleri incelemesi, çıkarımlar yapması, gözlemini aktarması, yaratıcılığını kullanıp yeni hikayeler oluşturması bunlar arasında sayılabilir. Eğer kitabın içine girersek, kitaptan daha çok faydalanmış olacağız. Sadece okumanın bile müthiş haz bıraktığını ve çocuk gelişimine faydası olduğunu düşündükten sonra deneyimle bunu arttırmanın etkisini hayal bile edemiyorum.
Geliştiren anne, baba ve öğretmenlerimize sevgilerimle..




Aralık 18, 2016

Kaşık mı Deneyi???

Merhaba ^.^

Bugün yeni bir deneyle devam ediyoruz. Yine malzemeleri herkesin evinde, okulunda bulunan kolay malzemeler. Üstelik bilimsel pratiklere dayandırıldığında da gayet iyi işliyor..

Bu hafta çocuklarda çokça fark ettiğim bir problem üzerine neler yapabilirim diye düşündüm. Siz de birkaç çocukla konuşsanız zihinlerindeki bilim insanı algısını hemencecik ortaya çıkarabilirsiniz. Çocuklar genelde bilim insanını, doğa üstü işler yapan, sihirli robotlar geliştiren varlıklar olarak tanımlıyorlar. Bunun yanında, çoğu insan olduğunu bile düşünmüyor. Yani somut bir fikir bir türlü oluşmuyor.

Bu algıyı yenebilmek için yurt dışında bir örnek görmüştüm. Youtubeda bir seri halinde “astronotlar uzayda nasıl yaşıyor” ile ilgili videolar var. Onların da bizim gibi bir insan olduğunu, yemek yediğini, dişini fırçaladığını gösteren gayet günlük videolar bunlar. Çocuklar için de etkili oluyor. Zihinlerinde somut bir şey haline geliyor böylelikle. Bence en önemli bir diğer yanı da bilim insanı olmayı hedefi haline getirebiliyor. Çünkü ne kadar ulaşılabilirse, o kadar hedeftir. Zira bu astronot videolarından ve derslerinden sonra, ben astronot olucam öğretmenim diyen pek çok mini minnak öğrenci gördüm.

 Bu sebeple ben de bir bilim insanıyla başladım derse. Konumuz iletken ve yalıtkan olunca, Benjamin Franklin olmazsa olmazdı. Bilim çocuk dergisinin ( bu ülkenin en güzel şeylerinden biri bu dergi) , Simit ve Peynir ile Bilim insanı öyküleri diye bir kısmı var. O bölümde pek çok bilim insanına yer veriyorlar. Benjamin’in olduğu bölümü bulup indirdim ve bir poster haline getirdim, fotoğrafta gözüktüğü gibi. Hikayeyi de onları meraklandıracak şekilde okudum. Güzel sorular sordu çocuklar..
-Öğretmenim, Benjamin kız mı erkek mi?
-Benjamin nerede doğmuş?
-Neyi bulmuş? ..
Benjaminin hikayesini okurken bir kısmı anlatmadım.(Foto dersin sonunda çekildiği için tüm bölümler açık ama aslında bir parça arka yüzünden yapıştırılmıştı) Şöyle ki, Benjamin uçurtma ile yağmurlu ve bol yıldırımlı bir günde bir deney yapıyor. Uçurtmasına bir anahtar takıyor. Amacı anahtarın, iletken olup olmadığını belirlemek. Ben çocuklara uçurtmasına ne taktığını söylemedim, bunun yerine yaptığınız deneyin sonunda ne kullandığını siz tahmin edeceksiniz dedim.

Ardından onlara malzemeler verdim. Plastik, metal ve tahtadan olmasına özen gösterdiğim oyuncak, kalem, kutu, kaşık gibi malzemeler bunlar. Ardından iki tane grup yapmalarını istedim. Yönergemi verirken, “ önünüzdeki malzemeleri en çabuk ısınanlar ve çoook yavaş ısınanlar olarak iki gruba ayırın” dedim. Kafalar biraz karışmıştı tabi, aynı grupta hem metal hem tahta hem de plastik görmek mümkündü.

Yaptıkları sınıflandırmayı anlamaları için bir deney yapmaya karar verdik. Plastik, tahta ve metal kaşıklara aynı boyutta margarin koyduk ve aynı sıcaklıktaki suyun içine bıraktık. Tahminlerini dinledim. Sizce, hangi kaşık en çabuk kaydırır bu yağı? Hıphızlı ısınıp en tepedeki yağı kaydıran hangi kaşık olabilir?  Çocuklar plastik ve tahtaya yöneldiler. Bir tanesi demir kaşık dedi.. Sonra koyduk önümüze kaşıkları gözlem yaptık. Aa ne görelim J Metal kaşıktaki yağ 5 dakika içerisinde kayıverdi. Bizde 1. Kaşıkkkkk… Metaaaaalll diye kutladık. Deneyimizin sonucunu da yine not aldık.


Sonra onlara bir model yapmalarını istedim. Kendi hayatlarını da içine katmak için, evinizde ısıyı hemencecik ileten bir malzemeyi çizmelerini istedim. Aman efendim, tost makineleri, çaydanlıklar, tavalar J Pek güzel modellemeyi yaptık.

En baştaki soruya döner isek, Benjamin ne kullanmış olabilirdi? Bir plastik mi? Bir tahta mı? Bir metal mi yoksa? Tabiiiki demir öğretmenim deyince bir mutlu oldum tabi.Sonra tahmin ettiler ama anahtar akıllarına gelmedi.  Hikayeyi de tamamladık, dersi de..

Hem bilim insanını hem bilimse pratikleri içine kattığımız, zihinlerin bol bol çalıştığı güzel bir ders oldu. Bu ve bunun gibi pek çok deney var piyasada. Önemli olan deneyin içeriğini zengin tutmak. Bilimin doğasından uzaklaşmadan, tahmin ettirerek, veri toplayarak, kendi yaşamından örnekler katarak zenginleştirebilmek asıl olan.


Çocuğun gelişimine önem veren, dersine bilimi katan anne/baba ve tüm öğretmenlere sevgi ve saygıyla .. 

Aralık 09, 2016

Waldorf Eğitiminden Bilim Eğitimi ve Yaratıcılığa Dair Örnekler

Yine mi Waldorrfff :P 

Evet çünkü bu sefer bir başka açıdan bakacağız Waldorf’a. Bilim eğitimi ve yaratıcılığa olan etkisi neymiş bir inceleyelim, görelim.

Daha önce de söylediğim gibi kaynak kitabı öğrencinin kendisi tarafından yapılan bir okulda muhakkak ki yaratıcılık hat safhadadır. Peki bunu nasıl sağlıyorlar? Hemen söyleyelim, tabii ki okul öncesinde çocuğa sundukları ortam ile. Belki pek çoğunuzun aklına, çeşit çeşit oyuncaklar, bebekler, arabalar gelmiş olabilir. Aslında yanlış da değil ama öyle düşündüğünüz gibi elektrikli araba, kumandalı araba, Sindy bebek değil bunlar. Waldorf’ta kullanılan bebekler bezden, arabalar kütükten =)

Waldorf’a göre 3 ay- 4 yaş grubu için çok fazla detaylı ürünler uygun değil. Bu yüzden eli kolu ağzı burnu belli olan, yüzünde belli belirsiz bir ifadeye sahip bez bebekler bu yaşın oyuncağı. Bu oyuncakları bez ve keçe kullanarak yapmışlar, yapılışını kitapta göstermişler, azıcık eli becerikli tüm anneler yapabilir. Kız erkek fark etmeksizin tüm çocukların bebekle oynaması gerektiğini söylüyorlar, katılıyorum =)

Bir diğer oyuncak yine keçe ile yapılmış yer kuklaları. Özelikle 3ay-4 yaş grubundaki çocuklar için taklit etme, rol yapma, ilişkiler kurma önemlidir. Evcilik oyunu da bunların gelişimi için biçilmiş kaftandır. Bu oyunlarda kuklalardan yararlanabilir, isimler verebilir, onları konuşturabilir.




Benim beğendiğim bir diğer uygulama da duvar panosu. Bir bez üzerine keçelerle yapıştırılıp çıkartılabilecek, düğmeli, boşluklu şekilde dizayn edilen pano çocuğun hayal gücünü geliştirecek, hikayeler oluşturacaktır. Bunun gibi örnekleri Türkiye’de yapanları görmüştüm. Hatta keçeden kitap dizayn eden öğretmenler/anneler vardı. Hem yapıştırıcıyı açma kapama, düğme ile uğraşma küçük kas hücrelerinin de gelişmesini sağlayacak, minik parmaklar daha aktif hale gelecek J

  
Yandaki resimde ise bir alan oluşturmuşlar. Oyuncak bebekler için yatak, ya da her hangi bir oyun için yuva olabilir. Ben bunu sevdim fakat aslında bu bizim beşiklerimizden farklı değil ..

Bu örneklere kütüklerin yan yana dizilmesiyle oluşan trenler, dal ve kütük parçalarıyla oluşturulan çitler, kurdeleler, kumaş ve tül parçalarını da eklersek çocukların ne oyunlar hikayeler ürettiğine şaşkınlıkla izleriz bence.. Ne demişler, less is more .. Az, çoktur aslında ;)

Gelelim bilime ^.^ Valla nasıl uyguladıklarını gözümle görmedim ama kitap ve makalelerine bakınca nasıl  bir fikirde olduklarını anladım. Keşfetmeye fazlasıyla önem veriyorlar. Doğanın içinde ve doğal bir akışta bilim öğrenilmesini sağlıyorlar. Örneklerle izah edelim şimdi.

Çocukların duyularının gelişimi çok önemli, bu yüzden onlara olabildiğince malzeme sunarak keşfetmelerini sağlamalıyız. Waldorf’ta sesi keşfetmesi için yine ağaç dallarından yararlanmışlar.  Beşiklerin başına görsel ürün asılması için yine doğa ürünlerinden yararlanmışlar. Aman bırakın plastik hayvanları, asın yaprakları ^.^
Bu kısım pek hoşuma gitti. Zira fen eğitiminde gündem konusudur STEM eğitimi. Yani Fen, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik bütünlüğü. Bu anlamda mühendislik çalışmaları önemli bir yer tutuyor. Ve Waldorf bizi yine şaşırtmıyor, denge ürünleri için yine tahta blokları tercih ediyor. Kitaplarında, ağaçların parçalarını kesip zımparalayın diye kolaycacık anlatıyor. Köye yolu düşen, marangoza yakın olanlar kendi ürünlerini yapabilirler zannımca.



Ve mıknatıs :) Benim de dersimde kullanmayı planladığım bir oyunu görüyoruz yan tarafta. Keçeden balıklar, dallardan oltalar yapıp uçlarına mıknatıs eklemişler. Mıknatısın çekim kuvvetini böyle bir oyun içinde defalarca deneyecektir bir minik :]

Paraşüt yapımını belirtmişler kitapta. Ben de yer çekimi konusunu işlerken okul öncesi ekibiyle bu paraşütten yapmıştım. Sandalyelere çıkıp havadan aşağı doğru atmıştık paraşütlerimizi. Aynı anda aynı seviyeden attığımız objelere göre daha yavaş salına salına düşmüştü yere. Bu gözlemi yapmaları bile onların beyninde yeni nöronların oluşmasına, yeni deneyimlere ve meraklara sebep olacağından eminiz.


Bir de dalları silikon ile yapıştırılmış bir sandal var anlatmak istediğim. Suyun kaldırma kuvvetini anlatırken, çeşitli nesnelerle yüzme batma denemeleri yaptırabilirsiniz. Ardından da böyle bir sandal modellemelerini isteyebilirsiniz. Bi kaç hafta sonra bu dersi gerçekleştireceğim inşallah, paylaşırım ^.^


Son bir =)  Keçeden oluşturulmuş top ile oyuna da önem veriyorlar. Bunu da bilim içine alıyorum çünkü top ile oynamak kuvvet konusunun kendisidir. Şiddeti, yönü, şeklini değştirebiliyor muyuz topun? Ne kadar şiddetli atarsak daha uzağa gider? Ya da yakında bir hedefe atabilmek için ne kadar yavaş atmalıyız? Tüm bunlar basit top oyunlarında keşfedebilir. Ayrıca karşılıklı olarak oynadığında, el göz koordinasyonu da gelişecektir.

 Waldorf bol bol doğa gezileriyle de destekliyor bilim eğitimini. İçerikler güzel, uygulamayı da göreceğiz inşallah =)

Üreten, okuyan, araştıran tüm anne/baba ve öğretmenlere sevgilerle :)


Mart 20, 2016

Işık Gerçekten Beyaz mı?

Özellikle fen öğretmenleri için ışık konusu ile ilgili yeni bir fikir sunmak istiyorum. Ben ilkokul 4.sınıf seviyesi ile birlikte yaptım ama ışık ile ilgili müfredat kazanımlarının dahilinde başka sınıf seviyelerinde de yapılabilir. Önce biraz sorgulamacı (inquiry) eğitim yaklaşımından bahsedeceğim, ardından da aktiviteyi sınıf ortamdan nasıl uyguladığımdan bahsedip önerilerde bulunmaya çalışacağım.
Eğitim alanındaki yaklaşımlar yıllardır yapılan çalışmalar ışığında değişmiş ve dönüşmüştür. Bu süreci geleneksel (verification diyebiliriz) yöntemden sorgulamacı yönteme doğru bir yol olarak belirtebiliriz. Önceleri, öğretmenin sınıftaki rolü öğreten, anlatan, verici konumda iken artık rehber konumuna gelmiştir. Bilginin her yerden kolayca erişilebildiği bir dünyada yaşarken bu değişim çok da şaşırtıcı değil aslında. Youtubeda milyonlarca eğitim videosu var. Vikipedia tüm sorularımıza yanıt veriyor. Google öğrencilerin yeni ansiklopedisi. Dolayısıyla, öğrenme ortamları da bilgi akışından ziyade bilginin oluşturulmasına yönelik hale geldi. Bu anlamda sorgulamacı eğitim, sorular ve keşiflerle öğrencinin bilgiyi bulmasına yönelik olarak değiştirildi ve düzenlendi.
Bugünki aktivitemize gelince.. Bu dersten çıkınca öğrencilerden beklediğimiz kazanımlar şunlar;
  • ·         Öğrenciler spektroskop yaparak beyaz ışığın içinde barındırdığı renkleri fark eder.
  • ·         Öğrenciler yaptıkları spektroskop ile florasan lamba ile diğer lambanın farklı ışık spektrumlarına sahip olduğunu keşfeder.

Sorgulamamız, tabiî ki sorularla başladı.
  • ·         Güneşin rengi nedir?
  • ·         (Florasan ışığı ve el fenerini göstererek) Bu ikisinin rengi nasıl gözüküyor?
  • ·         Sizce beyaz ışık içinde birden fazla rengi barındırabilir mi? Öyleyse hangi renkleri?
  • ·         Florasan da güneş de bize beyaz ışık olarak gözüküyor, peki sizce ikisinde de aynı renkler mi vardır?

Bu sorular öğrencilerin aklında ilk şüpheyi oluşturmada yardımcı oldu. Günün sorusunu bilim defterlerine kaydettirdikten sonra bu soruların cevabını bulmak için bir araç geliştireceğimizi söyledim. Yapacağımız aracın ismi Spektroskop. Yani ışık spektrasını bize gösteren alet. Bunun için gereken malzemelerimiz;

·         Siyah karton,
·         Eski bir koli ( geri dönüşüm yapıyoruz çünkü J )
·         Falçata, makas, bant
·         Cd
Ben falçata kullanımını yaşlarına uygun bulmadığım için koliyi A4 ölçüsünde kestim. Boyutu ayarlarken rulo haline gelip gelmediğini kontrol ettim. Ardından şekilde görüldüğü gibi hilal şeklinde bir kesik açtım. Bu hilal şeklindeki kesiğin iki yanına da minik kare şeklinde boşluk oluşturdum. Bu boşluk öğrencilerinin gözlem yapacağı yer, dolayısıyla rulo yapıp üst üste denk getirdikten sonra gözünüzle alanı kontrol edebilirsiniz.


Sınıfta spektroskop modelini hazırladığım slayt üzerinden gösterdim ve grup çalışması yapmaları için onları özgür bıraktım. Önce koliyi rulo haline getirmelerini ve kare boşluklar üst üste gelmesine dikkat ederek bantlamalarını istedim. Bu ruloyu daha iyi gözükmesi için siyah kartonla kapatabileceklerini belirttim. Rulonun açıkta kalan alt ve üst kısımları için daire şeklinde bir parça keserek kapatmaları gerektiğini söyledim. Üstteki daireye makasla ince bir çizik atmalarının ışığı gözlemlemek adına önemli olduğunu söyledim.



Öğrencilerimin yaptığı spektroskop

Yaptığımız üründe hilal şeklinde olan kesiğe CDyi eklediğimizde tamamdır! Önce güneş ışığında gördükleri renkleri, ardından karanlık bir ortamda sadece florasan fener ışığında gözlemlemelerini sağladım.
Sonuç olarak florans ışıkta kırmızı yeşil ve mor renk aşağı doğru paralel şekilde ve kesikli olarak gözükürken, normal ışıkta tüm renkler –kırmızı,turuncu,sarı, yeşil,mavi,mor- bütüncül şekilde bellidir. Sebep sonuç ilişkisini kurmaları için onlara tahmin süresi verdim. Yakaladığım cevaplar üzerinden “florans içindeki gazlar sayesinde ışık oluştururken, normal lambada önce yanma gerçekleşir ve filamentlerden ışık saçılır. İkisinin ışığı, CD yüzeyine yansıtıldığında beyaz ışığın içindeki renkler farklı açılarla yansıyarak ortaya çıkar. “ açıklamasını yaptım.
                Aktivite bilimsel süreçleri sınıf içinde gerçekleştirmek adına da önemli katkıda bulunuyor. Çünkü bir soruyla başlıyorsunuz. Bilim insanları gibi şüphe ve merak duygusunu öğrencide harekete geçiriyorsunuz. Sonra bu soruyu cevaplayabilmek için neler yapacağımızı düşündürüp rehberlik ediyor ve bir alet tasarlamalarını sağlıyorsunuz. Yaptıkları ürün ile birlikte denemeler yapmalarını sağlayıp veri toplamalarına olanak sağlıyorsunuz. Ve öğrenci, siz açıklamayı yapmasanız da sonucu denemesi ile birlikte kendi buluyor. Hem farklı bir bilgi ediniyor hem de bunu kendisi buluyor. Öğrenmenin, öğrenciye haz vermesi için her basamağı sınıf ortamında sağlamış oluyorsunuz.
Yapım aşamalarını gözlemlemeniz açısından spektroskop yapımını öğrendiğim siteyi ve videoyu paylaşayım.

                Işık konusuna başlarken ışık kaynakları ile ilgili resimler verip doğal ve yapay olarak sınıflandırmalarını isteyebilir, ışığın nasıl bir yol izlediğini bir lazer ışığı üzerine toz atarak ispatlayabilirsiniz. Yani pat diye spektroskop yapmadık biz :D önce ışıkla ilgili belli bir birikim sahibi olmalarını bekledik, sonra peki ya böyleyse diyerek sorgulamaya başladık.

                Bilimi, bilimsel süreçleri sınıfa taşımak çok da zor değilmiymiş :) Uygulayan öğretmenlerden yorumlarını bekliyorum.Tüm öğretmenlerime çokçok kolay gelsin !