öğretmenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öğretmenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Şubat 09, 2017

Museum of Childhood- Çocukluk Müzesi


Çocuklar için eğitim sistemini öğrenen, çocuklar için araştırmalar yapan, çocuklar için onların kitaplarını okuyan biri olarak yapmazsam olmazların arasında elbette “Museum of Childhood- Çocukluk müzesi” vardı. Yine bana çok şey katacağına inanarak, bir elimde fotoğraf makinem, çantamda elmamla çıktım yollara.
Boyama veya etkinlik yapılan masalar
2-3 yaş grubu için hazırlanan oyun bölümü

2 katlı, kocaman bahçeli, yüksek tavanlı bir müzeydi Museum of Childhood da diğerleri gibi. Geçmişten günümüze pek çok oyuncak çeşitlerini bir kata sıralamışlardı. Camekanların içerisinde bulunan oyuncakların yanında, çocuklar için oyun alanları, yemek ve alışveriş bölümü de vardı.

scooter
İlk tahta scooterdan tutun, trenlere, atlı karıncalardan, akıl oyunlarına kadar pek çok oyuncağı gözlemlemiş oldum. Tabi insan kendi hayatından deneyimler bulduğunda daha güçlü bir ilişki kuruyor. Mesela, küçükken kartondan elbiselerle giydirdiğimiz karton bebekler vardı. Acayip severdim onu, bir gazeten çıkıyordu sanırım. Muhtemelen bana da eniştem getirmişti. Onu gördüm bir bölümde. Yine bir başka yerde Legolar gördüm. Oturup saatlerce tek başıma zevkle oynadığım Legolar.. Başka bir yerde şu gerçek gibi olan bebeklerden gördüm, çok istemiştim küçükken sonra da Eminönü’nün ortasında ortalığı yıka yıka aldırmıştım bir tane.
tren istasyonu

bebek giydirmece 

Fakat bu müzeyi güzel yapan başka noktalar vardı. Çocuklarla ilgili olan müzelerde gördüğüm ortak nokta interaktif oyunların ya da ürünlerin olması. Yani çocuk sadece gezip oyuncaklara bakmıyor. Bazen oraya konan atın üzerinde sallanabiliyor, bazen ailesi ile hikaye üretebiliyor, bazen demir tozu ve magnetlerle bir yüze saç sakal bıyık yapıyor. Bunlarla ilgili video çektim, instagram üzerinden paylaşacağım ^.^
Şimdi bi kaç oyuncak önerisinde bulunacağım. Birincisi bloklar üzerindeki resmi tamamlamayı hedefleyen bir oyuncak. Resimdeki kadar kompleks düşünmeye gerek yok. Doktorların ağzımıza baktıkları o tahta çubukları yan yana getirip üzerine bir resim çizebilirsiniz. 3-4 yaş arası için bir çeşit puzzle olacaktır. Bir sonrakini tamamlayabilme önemli bir beceri bu yaş grubu için. Hem iki tarafını da kullabilirsiniz. Böylelikle bi taşla iki puzzle :)





Bir diğeri yine tahta bloklardan oluşuyor. Bu oyuncak tam 10£ idi, yani 45 tl -_- Bende fiyatı görünce bırakıp, ben kendim yaparım ki dedim =)) Küp blokların 6 yüzeyinde de farklı resimler bulunuyor, bunlardan mesela üçünü zar gibi çevirip atıyorsunuz ve sonra resimlerle ilişkili bir hikaye kuruyorsunuz. Çocuğunuz ya da öğrenciniz için hayal gücünü ve yaratıcılığını arttıran, bişeyler üretmesini sağlayan dolayısıyla da beyin gelişimi olumlu yönde etkileyen bir aktivite. Bunu illa bir tahta küpe yazmak zorunda değilsiniz. Birkaç taşın üzerine çizip “ Hikayeni anlat” oyunu yapabilirsiniz. Belki de yakınınızda bir marangozdan böyle tahta bloklar rica edebilirsiniz =)

Diğer oyuncağımız ise “Hadi balık tutmaya gidelim”. Bu oyuncağımız da epey pahalı olunca, tarafımdan anında olduğu yere geri bırakıldı =)) Zira bu da evlerimizde yapılabilir. Hatta ben magnetizm dersinde yapmayı planlamıştım ama kısmet olmamıştı. Şöyle ki, bir mukavvadan balık şeklinde resimler kesip çocuğunuz ya da öğrencinizin bunları boyamasını isteyebilirsiniz. Ardından, Balıklara minik mıknatıslar yapıştırın. ( kebapçıların, çiğköftecilerin ve bilimum şirketlerin reklam amacıyla kapımıza bıraktıkları buzdolabı magnetlerini de yapıştırabilirsiniz). Ardından doğa turunda topladığınız çalılardan olta yapın ve bir ip ile mıknatısınızı dalınıza sabitleyin. Sonra koltuğun tepesine çıkıp balık tutun ^.^
                Müzedeki birkaç duvar yazısıyla sona gelelim. Diyorlar ki, yaratıcı oyun çocukların çevresinde zaten alışık olduğu malzemelere ortaya çıkar. Oyuncaklar, hikayeler, günlük eşyalar çocuğun kendi dünyasını oluşturmasını sağlar. Bu malzemelerle, kendi kendilerine oynayabilirler, arkadaşlarıyla oynayabilirler, ya da hayal arkadaşlarıyla oynayabilirler. Basit bir kutu bile yeterlidir onlar için. Basit şekiller, oyuncağı istedikleri gibi hayal etmelerine olanak sağlar. Önü ve arkası olmayan bir araba, yüzgeçleri olmayan bir bot gibi.. Bu nesneler, çocuk nasıl hayal ederse o nesne olur :) Sonra uçuşsun fikirler..
                Fikir güzeldir, uçuşursa daha güzel olur. E ne demiş Gri Kabarık Saçlı Bilim İnsanı “Zekanın gerçek göstergesi bilgi değil, hayal gücüdür!” Hayallerimiz bol, neşeli, renkli, zengin ve umut dolu olsun..

                Sevgilerimle..

Ocak 21, 2017

Kütüphanede Neler Gördüm; Çocuk Literatürü

       
UCL çocuk literatürü bölümündeki heykel
    Londraya gelirken hayallerimden biri çocuk kitapları okumak ve müze gezmekti. Üniversiteye girişimi yaptıktan sonra da ilk kontrol ettiğim yer kütüphane oldu doğal olarak. Umudum biraz da olsa çocuk kitapları bulabilmekti.. Derkeeeennn… Children’s Literature bölümünü görünce pek bir sevindim.


     Kendi üniversitemin kütüphanesini de büyük, kullanışlı ve kaynak yönünden zengin bulurum her zaman. Ama çocuk kitapları bakımından ben pek kaynak görmemiştim, özel bir alan ise zaten yoktu. O yüzden bu alan benim için oldukça faydalı olacak diye düşündüm ve incelemeye başladım

        Kütüphanede çocuk kitaplarına yakın boş bir yer arıyordum. Çok şükür onu da buldum ama bu seferde bilim kitaplarını bulmam zaman alacak diye düşünürken, ne göreyim “how weather Works”, “the seasons” gibi kitaplar. Tabi gözlerimde oluşan kalplere engel olamadım ve hey dostum dedim ne şanslısın mübarek =)) Bilim kitaplarını tam arkama yerleştirmişler, oturduğum yerden aldım kitapları. O kadar seasons ve weather görünce tamam dedim bu konudan başlayabiliriz.

        Konuyla ilgili üç kitabı inceledim, birinin ismi “air” diğerinin ismi “halacoust bus” ve diğeri “facts about weather” Birincisi okuma kitabıydı, daha küçük yaş seviyelerine uygundu, ikincisi bana daha çok öğretmenler için de somut fikirler veren bir kitap gibi geldi. Sonuncusu ise çocuk ansiklopedisi tarzındaydı. Geçmişten günümüze hava durumu ile ilgili kullanılan aletleri gösteriyordu ve bilgiler içeriyordu. Bu yazıda ise sadece birinci kitaba odaklanmak istiyorum.

        Birinci kitabımız olan Air (Hava) den başlayabiliriz. Air basit ve tek cümlelerle yazılmış, bolca resimlerin ve az yazıların olduğu bir kitap. Bu kitapta benim dikkatimi çeken içeriğinden çok son sayfasındaki kitap nasıl okunmalı konusunda yapılan bilgilendirme idi. Çünkü hepimizi kitabı elimize aldığımızda hmmm hoş kapak deyip çeviriyor, ardından da okumaya başlıyoruz. Fakat okumak bu değil aslında. Gittiğim söyleşilerde de duymuştum bunları ama kitabın arkasında yazılması da çok iyi fikir gibi geldi bana. Hadi bakalım neler yazılmış;
               
*Kitabın öncesinde neler yapılmalı;
  • ·         Kapaktaki resim hakkında çocuk ile konuşun, çocuğunuz bu kitap hakkında ne düşünüyor? Hatta başlık hakkında da konuşmalısınız. Ardından bu kitabın biri tarafından yazıldığını belirtin ve yazarın ismini söyleyin. Ayrıca kitaptaki resimlerin de bir başkası tarafından (büyük çoğunlukla) çizildiğini belirtin ve çizerin de ismini okuyun. Bu kısım aslında bir tanışma. Nasıl ki bir insanla tanışırken ismini nereli olduğunu soruyorsunuz, burada da öyle. Önce kitabın ismini ve nereli olduğunu öğreniyoruz :)
  • ·         Kitabı okumadan önce resimler hakkında konuşun. Hatta çocuğunuzun kendi hikâyesini oluşturmasına izin verin. Bu şekilde ön okuma yapmak çocuğunuza konuyu anlaması için yardımcı olacaktır. Kitabı çocuğunuza verin ve onun incelemesi için zaman tanıyın, resimlere baksın. 
  • ·         Resimleri incelerken doğru ya da yanlış olmadığını unutmayın. Çocuğunuzun önerilerini ve fikirlerini kabul edin. Çoğu sizi şaşırtacaktır. Çünkü çocuklar bizden daha yaratıcı varlıklar. İçindeki çocuğu sürekli susturan yetişkinler yaratıcı fikirler de pek geliştiremiyorlar. (  ben susturmamaya çalışıyorum, içindeki çocuk önemli.)
*Kitabın sonrasında neler yapılmalı;
·         Çocuğunuzun kitabı kendi kendine keşfetmesine izin verin. Belki sevdiği resme tekrar tekrar bakacaktır, belki hikayeyi sevdiği oyuncağına anlatacaktır. Bunu nasıl anlattığı konusunda da yanlış yoktur, bırakın dilediği gibi keşfetsin kitabı. Çocuklar tekrar edilen şeylerde huzur bulduğunu hatırlatalım burada. Aynı resime tekrar tekrar bakmak onlar için önemli. (daha önceki waldorf eğitiminde de belirtmiştim, hayatlarındaki rutinler de çocukları sakinleştiren bir etken)


*Kitabı okuma sürecinde neler yapılmalı;
  • Kitabı okurken, çizimler üzerinde konuşmak çocuğunuzun daha çok şey alabilmesini sağlayacaktır. Bu kısımda sayfa ile birebir eşleştirilmiş sorular hazırlamış yazar. İsmindenanlaşıldığı üzere kitap rüzgar ve rüzgar çeşitleri hakkında. Kitabı elde etmemiş olanlar için şöyle toparlayabiliriz;
  1. ·         Buradaki yapraklar neden yere düşmemiş?
  2. ·         Buradaki kız neden şapkasını tutuyor?
  3. ·         Şemsiyeye ne olmuş? Neden böyle olmuş olabilir?
  4. ·         Buradaki çocuk ne yapıyor? Sen hiç uçurtma uçurdun mu?


Sorular devam ediyor, bunu siz de resimlere baktıkça şekillendirebilirsiniz. Mühim nokta çocuğun resmi sorgulaması, düşünmesi, gözlem ve çıkarımlar yapması. Bu da demektir ki kitap okumanın da bir bilimi var :)


Kitabın sonundaki bilgilendirme bu kadardı, ben oldukça faydalı buldum. Hepimiz kitap okuyoruz ama kitaba dokunmuyoruz aslında. En çok da çocukların ihtiyacı var buna. Herşeyi deneyimlemeleri önemli. Resimleri incelemesi, çıkarımlar yapması, gözlemini aktarması, yaratıcılığını kullanıp yeni hikayeler oluşturması bunlar arasında sayılabilir. Eğer kitabın içine girersek, kitaptan daha çok faydalanmış olacağız. Sadece okumanın bile müthiş haz bıraktığını ve çocuk gelişimine faydası olduğunu düşündükten sonra deneyimle bunu arttırmanın etkisini hayal bile edemiyorum.
Geliştiren anne, baba ve öğretmenlerimize sevgilerimle..




Aralık 08, 2016

Waldorf Eğitimi Üzerine


Okul öncesi eğitimine olan merakımdan mütevellit ülkemizde de olan bazı anaokulu türlerini araştırmak istedim. Fekat buna ülkemizde olmayandan başladım =))Ve işte.. Waldorf !

Waldorf ile ilgili yapılan çok fazla araştırma yok. Olan araştırmalarda da devlette okuyan öğrencilere göre istatistiksel fark oluşturacak şekilde daha yaratıcı oldukları ortaya çıkmış. Aynı zamanda dil ve matematik eğitiminde de %75, %65 oranlarıyla daha iyi sonuçlar elde ettikleri belirlenmiş. Nitel olarak yapılan bir araştırmada da vakitlerini televizyonla geçirmeyen, üretici ve sosyal bireyler olduğu belirlenmiş. O zaman bakalım bu birey nasıl bir eğitim almış;
Waldorf, doğa etkinliklerini okulun merkezine aldığı için dikkatımı celbetmişti. Bunu yanında okulda hiçbir teknolojik ürünün olmaması, kaynak kitap kullanmamaları, sınıf ortamındaki o otantik doğanın içindeymişsin hissi bende bayağı merak uyandırmıştı. Bu merakla bende makaleler ve kitaplardan yararlanarak eğitimin felsefesi, uygulamadaki etkinlikleri hakkında bilgi edindim, burada da genel halleriyle paylaşayım diyorum.

Şimdi.. Efendim bu eğitimin başlangıcı Rudolf Steiner’a dayanıyor aslında. Kendisi, filozof ve eğitimci yanının ağır bastığı bir bilim insanı. Kaynaklara göre eğitimin kurulması 1. Dünya savaşının ardından ortaya çıkan bir fikirdi. Steiner’a göre yeni insan yaratmak ancak eğitimin yenilenmesiyle mümkündü. Bu amaçla duygu, irade ve düşünce bütünlüğünü koruyan bir eğitim düzenlemek.

Bu eğitim bazı temel ilkelere dayandırılmış.
Mesela ne öğreteceklerine değil de, öğrencinin ne öğreneceğine odaklanıyorlar.
Ayrıca din, dil, ırk fark etmeksizin tüm insanlığa kapılarını açık bırakmışlar. Bunun örneklerini etkinlik kitaplarında da gördüm. Örneğin çocukların oyuncaklarında, etnik kıyafetli çocuklara, esmer tenlere, turuncu saçlara yer verilmişti.

 Bunun yanıda özellikle “ritim” duygusuna çok önem vermişler. Onlara göre doğada nasıl bir döngü ve düzen var ise, ve bu da bize rahatlatan bir faktör ise çocuk da aynı şekilde ritim ve düzene dayalı bir eğitim almalı. Yani, günün akışını çocuk bilmeli; sabah ana ders ile başlanır, sonra oyun vakti gelir, sonra yemek yenir gibi. Ya da günlere vurduğumuzda, pazartesi yemekte sebze günü, Salı et günü gibi. Hatta demişlerki, evlerinizde de böyle bir düzen olsun. Haftasonu çocuğunuzla bahçe aktivitesi, Pazar günü ütü günü gibi.  

                             
 Sonra, efendim bu okulda yönetici yokmuş.Öğrenci ve öğretmenin birbirine üstünlüğü yok, bi hiyerarşi olmadığı için yöneticiye de ihtiyaç yokmuş. ( Bunu tuttum :P) Bu felsefe, bizim üniversitede çokça dile getirilen bir konudur. Pek çok hocamızın çok güzel örnekleri vardı somut olarak gördüğüm. Mesela masanın başına değilde, bizlerin arasına oturan bir hocamız vardı, pek bi severdim bu hümanistik tavırlarını.

Değerlendirme sistemi ise, notlardan değil de gelişim raporlarından oluşmakta imiş. Bu konuda kafamda soru işaretleri var aslında. Notu ben de sevmiyorum ama bu sefer ölçme ve değerlendirmelerinizi çok sağlam yapmalısınız, o raporları gerçek bir araştırmacı gibi verilere dayandırarak yazmak lazım. Gözlemler, anekdotlar, ölçekler çok iyi kayda alınmalı vee bence okul ortamında bunun gerçekleşmesi bana inandırıcı gelmiyor.

Son olarak da hayal gücü ve yaratıcılığa önem veriliyor. Hatta fazlasıyla önem veriliyor. Bir okul düşünün, kitap yok. Öğrenci kendi kitabını kendisi üretiyor. İster resim, ister şarkı, ister el işi ile konuyu kaydediyor. Çünkü Steiner diyorki her çocuk öğrenir, ama farklı yollarla öğrenir. Burada öz düzenleme becerisine de değiniyor aslında. Ben katılıyorum bu ilkeye de, şahsen geleneksel yöntemle öğrendiğim konuları evde resimle, kısa notlar tutatak, renkli kalemlerle kavram haritaları oluşturarak öğrenirdim, hala da öyle öğreniyorum.

Velhasıl, genel itibariyle eğitim böyleymiş.Grdüğünüz gibi yaşamın içinden, yaşamın kendisi olan bir ortam sunulmuş. Doğaya ait olmayan hiç bir şey yok. Ne süslü oyuncaklar, ne de abartılı harcamalar. Hatta, Waldorf öğretmenlerinden biri demiş ki, bir çocuğu geliştirmek için bir kaç bez parçası, kurdeleler, kütük parçaları yeterlidir. 

Bir sonraki yazıda sadece bilim ve yaratıcılık yönüne odaklanacağım. Umarım bir gün yerinde uygulamaları görmek de nasip olur ^.^ Allah Kerim <3


Nisan 27, 2016

Bebeklerde hafıza ve iletişim


Çocuk gelişim dersinde okuduğumuz makalelerden birine değineceğim yine bugün. Konumuz hafıza. 2005 yılında yazılan bu makaleye göre,  bebeklerde hafıza ve iletişim ileri yıllarda onların bilişsel becerileri ile doğrudan ilişkiliymiş. Peki bebekler olayları aklında tutabilirler mi? Aklında tutabiliyorlarsa bunu nasıl anlarız? Ne gibi şeyler bu akılda tutmayı ve hatırlamayı kolaylaştırır ve güçlendirir?

Makaleyi en son gittiğim Çocukça Sempozyumundan öğrendiklerimle birleştireceğim biraz. O yüzden çalışmanın tamamına değinmeyeceğim ama anlamak için iki terimi en başta kavramamız gerekiyor. Bunlardan biri “ertelenmiş taklit” ve diğeri de “ortak dikkat”. Sakin! Keep calm! Ben de ilk okuduğumda ne ola ki bunlar demiştimdi.

Ertelenmiş taklit ile başlayalım. Bir ortam düşünün, bir yetişkin herhangi bir hedef eylemi, kutunun kapağını açıp içinden oyuncağı çıkarma diyelim, bebeğin karşında yapıyor. Fakat bebekcik asla ve kata kutuya dokunmuyor ve deneme yapmıyor. Burada hedef eylemimiz kutunun kapağını açıp oyuncağı çıkarmasıydı. Bebek, yetişkin tarafından yapılan bu eylemi bir forma dönüştürüp, beyninde depolamalı çünküüü onu zor bir görev bekliyor. Belli bir süre geçtikten sonra, kutu çocuğa verildiğinde hedef eylemi bebeğin yapabilmesine ertelenmiş taklit diyoruz. Bebeğin bunu yapabilmesi için hem dikkatle gözlemlemesi, gördüklerini beyninde depolaması, hem de gerektiği zaman depodaki bilgilerini geri çağırıp uygulaması gerekiyor. Ertelenmiş taklit 6-9 ay arasında bebeklerin başarıyla yaptığı bir eylem. Fotoğrafta da gözlemlediği besleme eylemini taklit eden bir çocuk var..

Gelelim ortak dikkate.. Ortak dikkat  benim ehemmiyetine geç vardığım o yüzden de şimdi epeyce konuşacağım bir konu. Adından da anlaşılacağı üzere, yetişkin ile bebeğin aynı nokta üzerinde odaklanmalarına ortak dikkat deniyor. İletişim ve dil gelişimi açısından olduğu kadar sosyal anlamda da çok önemli bir etkisi var çocuk üzerinde. Bebek ve ona bakan en yakın kişiyi düşünelim. Bebek yetişki ile yere oturmuş ve önlerinde bir kitap var. Birlikte okuma eylemi bir ortak dikkat çalışması aslında. Anne ya da bakıcının kitabı okuması, çocuğun parmağı ile işaret ettiği yere dönmesi, oradaki resim hakkında iletişim kurmaları, daha sonra yine çocuğun yönlendirmesi ile başka bir resmi incelemesi.. Bunlar kitap okuma eylemi içinde ortak dikkat dediğimiz terime örnek olarak gösterilebilir.



Bu konu benim çok dikkatimi çekti çünkü yakın vakitte gittiğim Çocukça Sempozyumunda da buna benzer bir konuya değinilmişti. Sunum yapanlardan Fatıma Tuba Yaylacı “çocuk yetiştirmek” cümlesini çokça kullandığımızı vurguladı. Psikolog  her şeyiyle hatırlayamasam da “Fakat “yetiştirmek” kelimesi edilgen bir eylemdir aslında.Yani biz çocuğu yetiştiriyoruz, o bize bağlı demektir bu..Biz yetişkinler kafamızda bir takvim var ve o takvim çizgisinde çocuğumuzu koştur koştur bir yerlere yetiştirmeye çalışıyoruz gerçekten. 2 yaşında anne sütünü bırakır, 3 yaşında kendi kendine tuvaletini yapar, 7de okula gider, 9 da şöyle matematik çözer vs. Kendi belirlediğimiz takvim içersine çocuğu yerleştiriyoruz ve belirlediğimiz vakitte belirlediğimiz yerde olmayınca da strese giriyoruz ve strese sokuyoruz.” dedi. Ve şöyle ekledi “ biz çocuğu yetiştirmiyoruz, gelişen bir çocuğa şahitlik ve yoldaşlık ediyoruz.”. Bence bu çok ama çok vurucu bir gerçekti. Özellikle bizim toplumumuz için gerçeklemesi de zor bir gerçek J  Ama doğru olan bu, biz sadece ona şahitlik ve yoldaşlık ediyoruz.

Eğer meseleyi şahitlik ve yoldaşlık olarak görebilirsek aslında pek çok anlamda faydamız olacak çocuğa. Çünkü kendi takvimimize göre davranmayacağız. Ortak bir şeye odaklanacağız . Şu ana odaklanacağız. Dolayısıyla çocuğun nerede olduğunu daha iyi görebileceğiz. Çocuğun ihtiyaçlarını ve yeteneklerini görebildiğimizde de ona daha kolay uzanabileceğiz aslında. Onu hem psikolojik hem sosyal hem de bilişsel olarak doyurabileceğiz.

Bunu öğretmen olarak da yaşadığımızı ve öğrencilerimize yaşattığımızı düşünüyorum. Ya da kendi adıma ben yaşatıyordum ilk dönem. Çünkü kafamda bir kazanım var ve o kazanımın belirlenen 6 haftalık periyotlar içinde tamamlanması gerekiyordu. Bu da çocuklar üzerinde stres yaratmama sebep oluyordu bence. “Az zamanımız kaldı çocuklar biraz hızlı yapalım, şimdi bilim defterlerinize yazın hadi bakalım, şimdi uygulayın deneyin, hoop tamam herkes bir kere denedi hadi şimdi bunu ölçmemiz gerekiyor..” vs.  Kemal Sayarın da dediği gibi YAVAŞLA!  Çünkü onların önce yavaşlamaya ihtiyacı var. Yavaşlayıp, ortak bir noktada buluş ve onların ne düşündüğünü nerede olduklarını gör!

Çağımızın en önemli sorunsalı bence Yavaş-la-ya-mamak. Bir yetişkin bile buna katlanamazken, çocuğun o kurstan öbürüne koşturması, küçücük yaşında Da Vinci olmasının beklenmesi, en iyi yüzücü , en iyi lider en en en olmasının hayali.. Bunların, bence olumlu olmayan sonuçlarını zamanla göreceğiz .

Ben tavsiye vermeyi henüz haddime bulmuyorum ama sempozyumdaki değerli insanların söylediklerinden aldığım notları paylaşacağım sizinle. Ortak kanı şu ki Sue Palmer’dan Kemal Sayar’a , Mehmet Dinç’ten Fırat Erdoğana tüm uzmanlar çocukların;
  • -          Teknolojiden uzak,
  • -          Doğanın içinde,
  • -          Gerçek dünyada, gerçek insanlarla, gerçek zamanda ve gerçek bir yerde (sanaldan uzak),
  • -          Güven ortamı sağlanarak  sevgi ve oyun


İle büyütülmesi gerektiğini vurguluyor.

Hee makaledeki araştırmanın sonucuna gelince. 14 aylık bebeklerle yapılan bu dil ve hafıza gelişimi araştırması , 9 aylıkken ortak dikkat eylemlerinde tepki veren çocukların daha yüksek ihtimalle daha iyi bir dil ve zihin gelişimine sahip olduğunu göstermiş. Ayy ben bilmem artık gerisini siz bilirsiniz canlarım  :D 

 Buraya da izlemek isteyenler için ortak dikkati anlatan bir video ekliyorum. Videoda yetişkin ve çocuğun iletişimine dikkat edin, ortak bir noktada buluştukları için yetişkin bardağı alıyor, gösterdiği bir şeye şaşırıyor veya tepki veriyor. Yine örnek olması açısından bebeğin bakışlarıyla elinizi takip etmesi, 8 aylıkken işaret edebilmesi ya da bir nesneyi gösterebilmesi, daha ileriki zamanlarında mimikleriyle tepki vermesi, işaret ettiği şeyi yetişkine gösterme çabaları gösterilmiş.