çocukgelişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocukgelişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kasım 28, 2017

They all saw a Cat // Hepi Topu Bir Tekir- Atölyeler


Bu kitaptan bir önceki yazıda bahsetmiştim. Genel içeriği ve hayata yansımaları üzerine birşeylerden bahsetmiştik. Şimdi bir öğretmen gözüyle ele alıp, ders içeriklerine uygun olarak bu kitabın etinden sütünden yününden nasıl fayda elde ederiz onları anlatmak istiyorum biraz.
IB okullarında görev alanlar bilirler, disiplinler arası bir eğitim vardır bu okullarda. Genel bir temanın altında tüm dersler anlamlı olacak şekilde dahil olup konuyu tüm yönleriyle ele alırlar. Örneğin; Türkiyedeki bölgeleri işliyorsanız, Türkçe dersinde yörelerle ilgili okuma parçası bulursunuz, fen bilgisi dersinde farklı bölgeler ve toprak yapılarını ele alırsınız, sanat dersinde yöresel dekorlara odaklanıp her yörenin meşhur bir ürününü yaparsınız (seramik, çamur, tahta kullanarak belki), müzik dersinde yöresel dansları öğrenirsiniz, matematik dersinde bölgeler ve nüfus ile ilgili verileri ele alıp grafik okuma ve istatistik konusuna değinirsiniz. Böylelikle çocuk büyük şemsiyenin altında her yönünden yararlanmış olur.

Bu kitabı okurken de farklı zamanlarda farklı temalarla birleştirebilirsiniz. IB değilseniz ve temalarınız yoksa o zaman sınıfınızdaki kazanımlardan yola çıkarak MEBin sunduğu kazanımları zenginleştirir, öğrencilerinizin ufkunu açarsınız.

1.Atölye : Canlılar ve Yaşam Alanları
Kitapta kuştan, solucana, yarasadan balığa toplamda 11 hayvandan oluşuyor. Bu canlıların yaşadıkları yerler ve bazı özellikleri de kitapta yer alıyor. Öğrencilerle hayvanlar ve onların yaşam alanlarından bahsederken bu kitabı elinize alır, tek tek dolaşırsınız sayfalarda.

Solucan kediyi nasıl görüyor çocuklar? Ona nereden bakıyor? Solucan toprak altında neler yer? Arkadaşları var mıdır?  Solucanın etrafında neden çizgiler var?
Arıyı gördünüz mü? Arı nerelerde gezer? Arı kediyi nasıl görüyor? Arılar neler yer? Hangi çiçekleri sever? Gündüzleri mi geceleri mi arıları görürüz? Arıların evleri var mıdır?

Süreci böyle devam ettirebilirsiniz. Havada, karada, suda yaşayanlar olarak sınıflandırabilirsiniz. Yuvalarından ve ihtiyaçlarından konuşabilirsiniz. Kitabın en önemli özelliği hayvanların görüş özelliklerine göre resimlendirmesi. Yani eğer arı pikseller halinde görüyorsa, orada kediyi piksellerle çizmiş. Ya da kokarca siyah-beyaz görüyorsa orada öyle bir resim oluşturulmuş. Yani hayvanlardan kim renkli kim renksiz görüyor diye tartışma açabilirsiniz yine.

2. Atölye: Role Play – Hayvanlar Draması
Öğrencilerle birlikte kitabı sesli okuyabilirsiniz. Ama okumaktan başka şeyler de yapılabilir; kitabı oynamak. Öğrencilere kitapta geçen hayvanları eşleştirip, sıralayabilirsiniz. Ardından ilgili cümleyi okuduğunuzda öğrencilerin o hayvanı taklit ederek sahneden geçmesini sağlayabilirsiniz.

Örneğin; “Bizim kedi dünyayı boydan boya dolaşmaya karar verdi. Pisi bıyıkları, kulakları ve patileriyle hepi topu bir tekirdi…. Ve sonra bir kuş kedi gördü.” Sesinizi yükseltip alçaltıp, korkuya, heyecana uydurursanız bu iş oldu demektir 😊

Okul öncesine çocukların sırasını beklemesi, role-play yapması özdüzenleme becerileriyle birebir ilintili. Aktif olarak kitap okuduklarında kitap ile ilgili motivasyonları da artacaktır. Bedensel olarak enerji harcadıkları için hem kinestetik yanlarını kullanmış olacaksınız, hem de sakin- hareketli aktivite dengesinde hareketli olanı tamamlamış olacaksınız.

3.Atölye: Şekiller ve Renkler
Bu bölümde de konudan uzaklaşarak şekilleri yeni öğrenmiş öğrencilerinizle yuvarlak, kare, dikdörtgen, üçgenleri bulmalarını isteyebilirsiniz. Zaman zaman kedinin bacağına dikdörtgen, ağacın yapraklarına üçgen diyebiliriz. Benzerlik kurmak da yetenektir. Bu atölyede de dikkat becerilerini arttırırsınız böylelikle.
Sonra biraz daha kompleks yapıp “yeşil bir üçgen” , “kahverengi bir dikdörtgen”  gibi renklerle sıfat katmalarını isteyebilirsiniz.

4.Atölye: Duygular ve Resimler
Kitap içerisinde kediyi her canlı kendi bakış açısından gördüğü için tabi farklı hisler de ortaya çıkıyor. Öğrencilerle duyguları konuştuğunuz bir hafta içerisinde bu kitabı ele alıp aşağıdaki soruları sorabilirsiniz;
Hangi sayfalar karanlık? Hangileri aydınlık? Karanlık olan sayfalarda ne hissediyorsun? Farenin kediyi gördüğü sayfada neler hissettin? Peki ya tilki onu gördüğünde? Kimler neşeliydi? Kimler korktu? Kimler şaşırdı?
Sen kedi gördüğünde neler hissediyorsun? Kedi ile ilgili bir anını anlatmak ister misin? Neredeydiniz? Onu sevdin mi? Dokununca neler hissettin? Gibi..

5.Atölye: Bir şarkı bir kedi
Türkiyede kitap ve şarkı ilişkisi henüz kurulamadı ama yurtdışında pek çok kitabın kendi şarkısı var. Böylelikle 7 aylık çocuk da kitap okuma seanslarına katılabiliyor. Çünkü hopluyor, zıplıyor, alkışlıyor, dans ediyor. Kitap eğlenmelik bir yere dönüşüyor. Çocuk Edebiyatı Muhabbetinde Ayşegül Dede’nin bölümü geldiğinde biz de ayağa kalktık, bi an kapıyı çaldık tık tık tık, bi an içeri girdik rap rap rap! Bu aktiviteler çocuğa çok iyi geliyor. Zaten yıllar geçince kitap gidiyor, duygular akılda kalıyor ya o yüzden müzik ve ritm duygusu önemli.
Ben bu kitabın Türkçe şarkısını bulamadım ama siz öğrencilerinizle besteleyin ben şimdilik İngilizce halini paylaşayım onu dinleyin 😊

6.Atölye: İngiliççe 😊
Konu kendiliğinden gündeme geldi. Dilerseniz bir de İngilizcesini temin edip hayvanları renkleri şekiller İngilizceleriyle konu edin. Şarkısını dinleyin, drama yapın.

7. Atölye: Nehirdeki Sen
Asıl ve en önemli kısmı bu aslında benim için. Çünkü çocuk ve özbenlik ile ilgili bir konu. Çocukların dışarıdan gözüktükleri kadar hatta daha fazlasıyla önemli olan bir şey de aslında içsel olarak kendilerini nasıl algıladıkları.
Cesur bi çocuk muyum? Korkak mıyım? İstediğimde oyun arkadaşı bulabilir miyim? Yoksa oyunlarda tek mi olmak isterim? Yapabilir miyim? Beceremez miyim?

Ben bir akademik projede çocuklarla çalışmıştım. Çocuğun özbenlik algısı ile annesinin çocuğu ile ilgili algısını ölçüp karşılaştırmıştık. Bazen çok acı veriler elde etmiştim. Çocuk yalnız ve çekingen olduğunu söylerken, anne dersleri iyidir bi sürü arkadaşı var, hep oynarlar demişti. Epey uzaktı yani çocuğundan.

Velhasıl, çocuğun kendisi hakkında düşünceleri bilip yanlış oluşturduğu kodları silip, doğruları güçlendirmek öğretmen/ eğitmen olarak görevimiz. Psikolojik danışmanları, sınıf öğretmenlerini, bilimi öğretmenlerini ( :P) göreve bekliyoruz.

Bu atölyeler okul öncesi ve ilk okul öğretmenlerine hediyemiz olsun, Artsın, Çoğalsın, Parlasın.
Sevgilerimle,

Lotus. 

Temmuz 03, 2016

Baharda neler yapalım-3

Hellooööö!
Yaza girmişken oldukça geç kalınmış bir yazı olduğunun farkındayım ama süreci gösterebilmek için zamana ihtiyacımız vardı bu sefer.  Zira baharda yaptığımız son şey sebze ekimiydi ve biz ürünlerini daha yeni görmeye başladık.
Bahçe bizim işimiz
Bahardaki çalışmalarımızın bir kısmında bitkinin kısımlarını öğretip hatta biraz da tozlaşmadan bahsedip, bahçemize sebzeler ektik. Salatalık, biber, domates.. Bahçemizde bunun için çok büyük alanlar yoktu ama tüm öğrenciler kendi topraklarını kendileri kazdılar, kendi sebzelerini seçtiler ve fideleri özenle ( tamam kabul ediyorum bazen yamuk yumuk da olsa ) diktiler. Üstelik bunu yaparken yıl boyunca organik kompost makinesinde meyve ve sebze atıklarından elde ettikleri organik topraklarını kullandılar. Verimli toprakları, alın terleri ve öğretmenlerinin de sevgisiyle kocaman oldu bahçemiz. Fotoğrafta kısmen belli oluyor ilk hali, dümdüz toprak alan şimdi yemyeşil , hatta kırmızı domateslerle süslenmiş durumda ^.^

Bahçenin ilk hali









Bahçenin şimdiki hali :)

Biz bunları yaparken, elimizi topraktan çıkarıp bir de raporlama yaptık. Yeri geldi yerde , yeri geldi kenarda köşede ekoloji defterlerimize fidelerimizi ve aşamalarını çizdik. Özellikle 4.sınıflarda raporlama işini işte budur diye mutlulukla ve gururla tamamladık. Dönem boyunca kim sulasın diye tartışmalar da yaşadık tabi ama bunlar hep çok sevmekten J
1.sınıflardan bir öğrencimin raporu



Tabiki 4.sınıflardan bir öğrencim















Kendi enerjisini kendisi üreten, doğaya zarar vermeyen, israf etmeyen , tüketici değil üretici bir okulda çalışmak hayalimdi. Bahar çalışmalarında bunun en somut halini gördüm. Çocuklar evlerinden meyve kabukları getirdiler, kompost makinesinin tüm çilesine rağmen onu toprağa dönüştürdük, sonra o toprakla sebze ektik ve üretime geçtik. Bu döngü içerisinde doğaya aykırı olan, hiçbir şey yoktu.  Tamda hayalimdeki gibi.

Ben öğretmenliğe başlarken, eğitim derslerinde öğrendiğimiz Köy Enstitülerindeki felsefeyi yapabileceğim bir yer olmasını çok istemiştim. Yolum düşer mi bilmiyorum ama bi gün köy okullarında da çalışmak istiyorum. Matematiği  ağaç dallarını sayarak öğrensin, sanatı mısır koçanlarından yapsınlar.. Köylerinde ne yetişiyorsa onu üretsinler, onu üretirken anatomisini öğrensinler, Türkiyenin endemik bitkilerinin listesini çıkarsınlar.  Güne doğa yürüyüşü ile başlasınlar, ilkokuldan iki enstrüman öğrenerek ayrılsınlar. Bunu bir projenin girişi olarak sayıyorum şimdilik, nasip olar mı bence olar J


 Hı bir de bahsetmeyi unutmuşum, bizim bu süreçte çok güzel bir ekoloji panomuz oldu. 1. ve 2. snıflar bitki broşürü tasarladılar, bitkinin çiçek, gövde, yaprak ve kök kısımlarını belirtip içlerine görevlerini yazdılar. 3. ve 4. sınıflar ise taç ve çanak yaprak terimlerini de öğrenip kendi bitkilerini tasarlayıp üzerine kısımlarını yazdılar :)
Ekoloji panomuz

Mayıs 28, 2016

Ahlaki Gelişim


Melani Killen ve arkadaşlarının yazdığı bir makaleden bahsedeceğim bugün. Konumuz ahlak eğitimi. Ülkemizde ahlak eğitimi denince akla ilk gelen dine dayalı bir eğitim fakat yapılan araştırmalar ve evrensel algıda ahlak tam olarak böyle değil. Ahlaki gelişim konusunda daha çok etik davranışlardan bahsediliyor aslında. Zaten İngilizcesinde moral development olarak geçiyor, religion (din) terimi yer almıyor. Yazının devamını bu bağlamda okumak daha faydalı olacaktır diye düşündüğüm için kısaca açıklamak istedim.

Gelelim araştırmaya.. Bu araştırma yine çocuklardan bahsediyor, en sevdiğimiz <3 Literatür, çocukların kendi gruplarında olan kişilere daha pozitif yargılı, dışarıdakilere ise negatif olduklarını iddia ediyor. Eğer bu gruplaşmadan devam edersek, farklılıklara rağmen kendi gruplarını yükselttiklerini ve diğerlerinden de pek de hoşlanmadığını belirtiyorlar. Bu çalışmaların çoğu Sosyal Alan teorisine dayanıyor ve bu teoriye göre bireyler herhangi bir olayı değerlendirirken eşitlik ve adalet duygularını, kişisel tercihlerini ve sosyal normları/ gelenekleri kullanıyorlar. Çocuklarda herhangi bir yanlışlık üzerine ahlaki değerler olan eşitlik ve adaleti kullanırken, grup içindeki dinamiklerde geleneksel normlardan ve kişisel tercihlerinden bahsediyorlar.  Fakat, eğer gruplarındaki kişi o grubun kurallarına uymuyorsa bu durumda kurallarını koruyan ama dışarıdan olan birini tercih edebiliyorlarmış.

Bu araştırmanın sonuçlarına göre cinsiyet grup içini etkileyen faktörlerden biri değil imiş. Ayrıca yaşa bağlı değişiklikler gözlenmiş. 9-10 yaş grubu çocuklar grup içinde genel kurallarında eşitliğe önem verirken, ergenlerin gruba özel olanlara daha önem verdikleri belirlenmiş. Çocuklar eşitliği açıklarken ise adaleti vurgulamışlar. Örneğin “ a kişisi aç gözlü davrandı, bu hiç adil değil.” Gibi.
Araştırma çocuklardaki grup dinamiklerini pek çok değişkenin olduğu komplex bir yapı olarak değerlendirmişler.

 Bunun dışında ahlak ile ilgili araştırmalar ;
-Cinsiyette farklılık olmasa da kızların diğer kişinin ihtiyacını daha çok düşündüğünü (empati),
-4 yaşın gelecekteki ahlak düzeyi için tahmin edici olmadığını,
-Çocukların içsel olarak kendi kararlarını verdiklerinde daha pozitif olduklarını göstermiş efendim.

Araştırma  Amerikada yapıldığından Türkiye için durum nedir bilemiyoruz. Acaba bizim çocuklar da eşitlik ve adaleti vurgularlar mıydı? Ya da bize özgü başka değişkenler ortaya çıkar mıydı?

Son soru ile yetişkinleri de kendilerini sorgulamaya bırakıyorum. Bizim nasıl kalıplarımız var kafamızda? Kimleri “kendimizden, bizim gibi “ diye sınıflandırırken, kimleri bunun dışında bırakıyoruz? Ve dışında bıraktıklarımızı hangi kriterler altında değerlendiriyoruz? Fanatikliğin dibine kadar spordan siyasete, dine kadar pek çok alanda yaşandığı bir ülkede ne kadar adil ve hoşgörülüyüz “dışarıdakilere” ? Daha da önemlisi sosyal bir içerik verdiğimiz çocuklarımıza bunu ne kadar hissettiriyoruz? 

Biz yetişkinler olarak Kohlberg'in ahlak seviyesinde neredeyiz? Kimse görmüyorsa yanlışa devam mı ediyoruz, yoksa kural kuraldır deyip hepsini kabulleniyor muyuz? 

Her ailenin aslında kocaman bir kültür olduğunu ve çocukları ile de bu kültürü paylaştığını ve aktardığını düşünüyorum. Bu yüzden önce herkesin kendi evinde kalıpları yıkmasını, din dil ırk ayırt etmeden herkesi eşit görebilmesini, adil değerlendirmesini, farklılıkları öcüü diye bastırmak ve susturmak yerine hoşgörü ile kabullenmesini hayal ediyorum güzel bir gelecek için. Bu hayaldi, ben yapabildim demeyi çok istiyorum ileride.. Neden olmasın, olar bence ;)




Nisan 27, 2016

Bebeklerde hafıza ve iletişim


Çocuk gelişim dersinde okuduğumuz makalelerden birine değineceğim yine bugün. Konumuz hafıza. 2005 yılında yazılan bu makaleye göre,  bebeklerde hafıza ve iletişim ileri yıllarda onların bilişsel becerileri ile doğrudan ilişkiliymiş. Peki bebekler olayları aklında tutabilirler mi? Aklında tutabiliyorlarsa bunu nasıl anlarız? Ne gibi şeyler bu akılda tutmayı ve hatırlamayı kolaylaştırır ve güçlendirir?

Makaleyi en son gittiğim Çocukça Sempozyumundan öğrendiklerimle birleştireceğim biraz. O yüzden çalışmanın tamamına değinmeyeceğim ama anlamak için iki terimi en başta kavramamız gerekiyor. Bunlardan biri “ertelenmiş taklit” ve diğeri de “ortak dikkat”. Sakin! Keep calm! Ben de ilk okuduğumda ne ola ki bunlar demiştimdi.

Ertelenmiş taklit ile başlayalım. Bir ortam düşünün, bir yetişkin herhangi bir hedef eylemi, kutunun kapağını açıp içinden oyuncağı çıkarma diyelim, bebeğin karşında yapıyor. Fakat bebekcik asla ve kata kutuya dokunmuyor ve deneme yapmıyor. Burada hedef eylemimiz kutunun kapağını açıp oyuncağı çıkarmasıydı. Bebek, yetişkin tarafından yapılan bu eylemi bir forma dönüştürüp, beyninde depolamalı çünküüü onu zor bir görev bekliyor. Belli bir süre geçtikten sonra, kutu çocuğa verildiğinde hedef eylemi bebeğin yapabilmesine ertelenmiş taklit diyoruz. Bebeğin bunu yapabilmesi için hem dikkatle gözlemlemesi, gördüklerini beyninde depolaması, hem de gerektiği zaman depodaki bilgilerini geri çağırıp uygulaması gerekiyor. Ertelenmiş taklit 6-9 ay arasında bebeklerin başarıyla yaptığı bir eylem. Fotoğrafta da gözlemlediği besleme eylemini taklit eden bir çocuk var..

Gelelim ortak dikkate.. Ortak dikkat  benim ehemmiyetine geç vardığım o yüzden de şimdi epeyce konuşacağım bir konu. Adından da anlaşılacağı üzere, yetişkin ile bebeğin aynı nokta üzerinde odaklanmalarına ortak dikkat deniyor. İletişim ve dil gelişimi açısından olduğu kadar sosyal anlamda da çok önemli bir etkisi var çocuk üzerinde. Bebek ve ona bakan en yakın kişiyi düşünelim. Bebek yetişki ile yere oturmuş ve önlerinde bir kitap var. Birlikte okuma eylemi bir ortak dikkat çalışması aslında. Anne ya da bakıcının kitabı okuması, çocuğun parmağı ile işaret ettiği yere dönmesi, oradaki resim hakkında iletişim kurmaları, daha sonra yine çocuğun yönlendirmesi ile başka bir resmi incelemesi.. Bunlar kitap okuma eylemi içinde ortak dikkat dediğimiz terime örnek olarak gösterilebilir.



Bu konu benim çok dikkatimi çekti çünkü yakın vakitte gittiğim Çocukça Sempozyumunda da buna benzer bir konuya değinilmişti. Sunum yapanlardan Fatıma Tuba Yaylacı “çocuk yetiştirmek” cümlesini çokça kullandığımızı vurguladı. Psikolog  her şeyiyle hatırlayamasam da “Fakat “yetiştirmek” kelimesi edilgen bir eylemdir aslında.Yani biz çocuğu yetiştiriyoruz, o bize bağlı demektir bu..Biz yetişkinler kafamızda bir takvim var ve o takvim çizgisinde çocuğumuzu koştur koştur bir yerlere yetiştirmeye çalışıyoruz gerçekten. 2 yaşında anne sütünü bırakır, 3 yaşında kendi kendine tuvaletini yapar, 7de okula gider, 9 da şöyle matematik çözer vs. Kendi belirlediğimiz takvim içersine çocuğu yerleştiriyoruz ve belirlediğimiz vakitte belirlediğimiz yerde olmayınca da strese giriyoruz ve strese sokuyoruz.” dedi. Ve şöyle ekledi “ biz çocuğu yetiştirmiyoruz, gelişen bir çocuğa şahitlik ve yoldaşlık ediyoruz.”. Bence bu çok ama çok vurucu bir gerçekti. Özellikle bizim toplumumuz için gerçeklemesi de zor bir gerçek J  Ama doğru olan bu, biz sadece ona şahitlik ve yoldaşlık ediyoruz.

Eğer meseleyi şahitlik ve yoldaşlık olarak görebilirsek aslında pek çok anlamda faydamız olacak çocuğa. Çünkü kendi takvimimize göre davranmayacağız. Ortak bir şeye odaklanacağız . Şu ana odaklanacağız. Dolayısıyla çocuğun nerede olduğunu daha iyi görebileceğiz. Çocuğun ihtiyaçlarını ve yeteneklerini görebildiğimizde de ona daha kolay uzanabileceğiz aslında. Onu hem psikolojik hem sosyal hem de bilişsel olarak doyurabileceğiz.

Bunu öğretmen olarak da yaşadığımızı ve öğrencilerimize yaşattığımızı düşünüyorum. Ya da kendi adıma ben yaşatıyordum ilk dönem. Çünkü kafamda bir kazanım var ve o kazanımın belirlenen 6 haftalık periyotlar içinde tamamlanması gerekiyordu. Bu da çocuklar üzerinde stres yaratmama sebep oluyordu bence. “Az zamanımız kaldı çocuklar biraz hızlı yapalım, şimdi bilim defterlerinize yazın hadi bakalım, şimdi uygulayın deneyin, hoop tamam herkes bir kere denedi hadi şimdi bunu ölçmemiz gerekiyor..” vs.  Kemal Sayarın da dediği gibi YAVAŞLA!  Çünkü onların önce yavaşlamaya ihtiyacı var. Yavaşlayıp, ortak bir noktada buluş ve onların ne düşündüğünü nerede olduklarını gör!

Çağımızın en önemli sorunsalı bence Yavaş-la-ya-mamak. Bir yetişkin bile buna katlanamazken, çocuğun o kurstan öbürüne koşturması, küçücük yaşında Da Vinci olmasının beklenmesi, en iyi yüzücü , en iyi lider en en en olmasının hayali.. Bunların, bence olumlu olmayan sonuçlarını zamanla göreceğiz .

Ben tavsiye vermeyi henüz haddime bulmuyorum ama sempozyumdaki değerli insanların söylediklerinden aldığım notları paylaşacağım sizinle. Ortak kanı şu ki Sue Palmer’dan Kemal Sayar’a , Mehmet Dinç’ten Fırat Erdoğana tüm uzmanlar çocukların;
  • -          Teknolojiden uzak,
  • -          Doğanın içinde,
  • -          Gerçek dünyada, gerçek insanlarla, gerçek zamanda ve gerçek bir yerde (sanaldan uzak),
  • -          Güven ortamı sağlanarak  sevgi ve oyun


İle büyütülmesi gerektiğini vurguluyor.

Hee makaledeki araştırmanın sonucuna gelince. 14 aylık bebeklerle yapılan bu dil ve hafıza gelişimi araştırması , 9 aylıkken ortak dikkat eylemlerinde tepki veren çocukların daha yüksek ihtimalle daha iyi bir dil ve zihin gelişimine sahip olduğunu göstermiş. Ayy ben bilmem artık gerisini siz bilirsiniz canlarım  :D 

 Buraya da izlemek isteyenler için ortak dikkati anlatan bir video ekliyorum. Videoda yetişkin ve çocuğun iletişimine dikkat edin, ortak bir noktada buluştukları için yetişkin bardağı alıyor, gösterdiği bir şeye şaşırıyor veya tepki veriyor. Yine örnek olması açısından bebeğin bakışlarıyla elinizi takip etmesi, 8 aylıkken işaret edebilmesi ya da bir nesneyi gösterebilmesi, daha ileriki zamanlarında mimikleriyle tepki vermesi, işaret ettiği şeyi yetişkine gösterme çabaları gösterilmiş.




Mart 30, 2016

Baharda Neler Yapalım-1

21 Mart itibariyle ülkemizde bahar mevsimi başladı diyebiliriz. Baharın başlaması, tomurcukların ortaya çıkışı, doğada gördüğümüz değişimler fen dersi için önemli veri özelliği taşıyor aslında. Madem öyle bu mevsimden iyice bir yararlanmak lazım diye düşünüyorum bende.

Bahar mevsimiyle birlikte yapılabilecek en güzel şey bu değişimi göstermek amacıyla bir ormana ya da koruya gitmek. Yakınımızda bulunan bol ağaçlı bir park da bize pek çok bilgi sunabilir ( tabi önceden gidip bi kontrol etmek lazım yine de) Birlikte gittiğiniz yaş grubuna göre sorularınız ve yaptığınız sorgulamalar değişir elbette. Daha miniklere yaprakların renginden, şekil benzerliklerinden ve farklılıklarından, önceki mevsimi düşünerek baharda neler değiştiğinden bahsedebilirsiniz.
                -Kışın ağaçlar nasıl gözükür?
                -Her ağaç kahverengi midir? ( kışın da yeşil kalan ağaçlara dikkat çekilir)
                -Ağaçların yaprakları birbirine benziyor mu? (geniş – iğne yapraklı ayırt edilmesi)
                -Orman kimlerin evidir? Bir ağaç kimlere yuva olabilir? ( özellikle kemirilmiş meşe palamudu görürseniz bu sizin için iyi bir kanıt olabilir, sincabın çokta uzakta olmadığını iddia edebilirsiniz.)
                -Ağaçların insanlara yararı ne olabilir ( besin ve oksijen bahsedilebilir)
                -Ağacın yaşını hesaplayabilir misiniz? ( eğer kesilmiş bir ağaç varsa halkalarını sayabilirsiniz, aksi durumda etrafını metre ile sarın, çıkan sayıyı 2.5 e bölün. Yaklaşık da olsa ağacın yaşını bulabilirsiniz ;) )

Bu süreçte kazandıracağımız önemli özelliklerden biri de Tabiat Defteri alışkanlığıdır bence. Bulunduğunuz bölgede biraz soluklanıp, bir yaprağı ya da ağacı ya da mümkünse bir çiçeği önce çizmek ardından özelliklerinden bahsetmek = işte bu kadar kolay. Bu anlamda yurt dışında pek çok kitap var. Gözlem becerisine oldukça önem veriyorlar. Çünkü doğadaki bir canlıyı gözlemlemek pek çok bilişsel ögeyi içinde barındırır. Dikkat gerekir, kısa süreli belleği çalıştırmak gerekir, ince motor kaslarını geliştirir. Bunu yaparken toprağa dokunmak onunla iç içe olmak da ayrıca psikolojik rahatlama sağlar. Psikoloji alanıyla ilgili bir uzmanlığım yok ama katıldığım tüm seminerlerde ve okuduğum tüm kitaplarda insanın doğayla bir arada olmasını, bulutları izlemesini, kuşların denizin sesini dinlemesini faydalı şeyler olarak görürler.

Konuya geri dönmek gerekirse, tabiat defteri ile ilgili bir örnek paylaşabilirim sizinle. He bu arada, çocuklara bu beceriği kazandırmak çok da zor olmadı ( ben de şaşkınım, nasıl bu kadar kolay oldu :D ) Çocuklara biraz biomimikriden bahsettim. Günümüzde pek çok teknoloji ürününün aslında canlılardan esinlendiğini söyledim ve birkaç örnek paylaştım. Dolayısıyla doğayı gözlemlemenin çok önemli bir beceri olduğunu söyledim. Gözlemleri bir deftere kaydetmenin önemini ise onlar kendisi buldu. Unutmamak için J - Bazen çocukların eşref saatine denk geliyor bence :D –


Biomimicry örnekleri;
                  


Kitaplar ise baharda yararlanacağımız diğer önemli kaynaklar.. Ben şahsen pek çok çocuk kitabı okudum ama istediğimi tam bulamadım. Çok fazla bilgi içeriyor genelde bilim kitapları. Çocukları biraz hayattan uzaklaştıracak, biraz hayal gücü katacak kitap sayısı oldukça az. Ben bir tane buldum. Evini Arayan Ardıç Tohumu kitabı , bir tohumun İstanbul’un çeşitli semtlerinde gezişini ve bir yuva arayışını anlatıyor. Ağaçlar konuştukça hem bilgi veriyor, hem de hikaye tadında geçiyor. Ben tavsiye ederim siz de biraz deneyin J



Anasınıflarında da yaptığım süreci de bir sonraki yazıda anlatayım, burayı çok uzattım J Baharla ve sevgiyle kalın **

Mart 28, 2016

Mizaç

     

Huy ya da mizaç ile ilgili pek çok soru vardır ebeveynlerin aklında. Ebeveynler bizimki biraz agresif, bizimki çok çabuk alışır çok sosyaldir, ya da bizimkinin biraz zamana ihtiyacı vardır hemen alışamaz gibi tanımlamalar yaparlar çocukları için.  Bende bugün mizaç nedir, bilimsel olarak temelinde neler yatar, nelerden etkilenir bunlardan biraz bahsedeceğim.

Mizaç (temperament) tepkisellik ve öz düzenleme bakımından biyolojik temelli bireysel farklılıklardır diye tanımlanıyor. Evet yine hiçbir şey anlamadığımız bir kitap cümlesi : D Aslında anlaşılır bir cümleydi ama İngilizceden direkt çeviri yapınca böyle oldu. Yorumlamak gerekirse, herkesin huyu farklıdır ve bu farklılıklar kalıtsal temellidir. Bu kalıtsal temelli yapı kendini verilen tepkilerle ve öz düzenleme becerileri ile ortaya çıkarır.

Mizaç tanımında geçen tepkisellik (reactivity)  kelimesi olumsuz bir anlam taşımaz. Her olay ve durum karşısında çocuklar zaten bir tepki verir. Araştırmalarda bakılan ve sınıflandırmaya sebep olan şey bu tepkiyi nasıl verdiklerine bağlı olarak değişir.

Pek çok sınıflandırma yapılır  ama genel olarak mizaç açısından çocuklar dirençli, uyumlu, ve yavaşça alışan olarak 3 ayrı grupta tanımlanıyor. Direnen mizaç, en basit yönergeleri dahi takip etmekte zorluk çekenler olarak tanımlanmış. Örnek olarak oyuncağı bırakması söylenmesine rağmen devam eden çocuklar gösterilebilir. Uyumlu mizaç, kolay alışan kültürel olarak “sıcakkanlı “ diye de tabir ettiğimiz çocuk tipi :D Son olarak yavaşça alışan ( slow to warm up) zamana ihtiyaç duyan çocuklardır. Bu gibi çocuklar yeni bir ortama gittiklerinde önce geri planda kalıp zamanla yaklaşan, iletişime geçen uyum gösterenlerdir.

Bu farklılıklara sebep olan pek çok faktör olabilir. Ama mizaca bağlı kalmak gerekirse en başta bahsedildiği gibi bunun kalıtsal bir yönü olduğu söyleniyor. Kalıtsal olarak dirençli bir yapıya meyilli olan bir çocuk stresli bir ortamda daha fazla dışa vurulan problem çıkarır. Dışa vurulan problemler agresif ve öfkeli davranışlar, kurallara uymamak olarak örnek gösterilebilir. Pek çok öğretmen şimdi sınıfındaki öğrencileri gözden geçiriyordur muhtemelen, hangisi en çok direniyor ya da kurallara uymuyor? :D


Davranışı, bilişsel yönüyle araştıran bilim insanları dışa vurulan bu davranışları incelerken doğal olarak beyin modellerinden yararlanıyorlar. Bu çalışmalarda davranış, davranış aktifleme sistemi (Behavioral Activation system), davranış durdurma sistemi (behavioral inhibition system), belirsiz uyarılma ( nonspecific arousal) olmak üzere 3 açıdan inceleniyor. Aktifleme sistemi çevresel ödül ve cezaya göre kendini şekillendirirken, durdurma sistemi daha çok korku ve cezaya göre davranışı kontrol eder. Durdurma sistemi daha düşük olan çocukların, mizaç olarak daha direnen (resistant) olduğu iddia ediliyor.  Yani çocuk kurallara uymamak konusunda kendini durduramıyor. Bilim insanlarına göre zaten bu eğilimde olan çocuklar stres ve endişe faktörleri ile çevresel olarak sürekli uyarıldıklarında aktif hale gelmesi gereken durdurma sistemleri (inhibition) devre dışı kalıyor.

 Peki ödül ve ceza deyince aklınıza ne geldi?
B.F
Skinner

Davranışçı yaklaşımın babası dediğimiz Skinner’ın iddia ettiği önemli bir şey vardır; ödüllendirilen davranış devam eder, ceza verilen davranış söner ve kaybolur. Bu açıklamanın ardından belki çoğumuzun aklına ilk olarak çikolata ve ya mahrum bırakma gibi örnekler geliyordur. Aslında algılarımız bu basit örneklerden çok daha fazlasına açık. Kabul edilen, değer verilen davranış devam ettirilirken, hor görülen hoşlanılmayan davranış son bulur. 

Karakterimizi oluştururken bizi etkileyen en önemli unsurlardan biri kültürdür mesela. Biz de erkek çocukların tepkileri “o erkek yapar” şeklinde karşılık bulurken, kızlara karşı daha höd höd bi tavır sergilenir. Erkek çocuğun yemek takımlarıyla oynaması kabul edilemez. Ya da kız çocuğuna araba hediye olarak alınmaz. Kafamızdaki bu gibi kalıplar iyi niyetle başlamış olsa da çocukların geleceğini, meslek seçimlerini, diğer cins ile kurdukları etkileşimi de etkiler.

Kendi tez konumdan örnek verecek olursam, fen ve mühendislik alanında daha çok erkeklerin olduğu iddia edilir. Kızların ise doğa vb alanlarda başarılı olduğu savunulur. Bunun temeline indiğimizde, erken çocukluk döneminde çocuklara sunduğumuz ortam ortaya çıkar. Erkek çocuklarına makineler verip onu kurcalamalarına müsaade edilir. Erkek çocuğun eline kablo ve pil verilirken, kız çocuklarına bu imkanı sunmak aklımıza bile gelmez. Çünkü bizim kafamızda kızlar kalıplaşmıştır, bebekle oynarlar. Puzzle, blok oluşturma ile ilgili oyuncaklardan kızlar için almak pek düşündüğümüz şey değildir. 

Artık biraz değişmek lazım.Söylediğimiz sözler, sunduğumuz ortamlar, yaşattığımız stres ve endişe durumları kalıtsal eğilimlerle birleşince çocuğun karakterinin bir parçası olur. Düşünerek hareket etmek gerek vesselam ;)