childdevelopment etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
childdevelopment etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Temmuz 03, 2016

Baharda neler yapalım-3

Hellooööö!
Yaza girmişken oldukça geç kalınmış bir yazı olduğunun farkındayım ama süreci gösterebilmek için zamana ihtiyacımız vardı bu sefer.  Zira baharda yaptığımız son şey sebze ekimiydi ve biz ürünlerini daha yeni görmeye başladık.
Bahçe bizim işimiz
Bahardaki çalışmalarımızın bir kısmında bitkinin kısımlarını öğretip hatta biraz da tozlaşmadan bahsedip, bahçemize sebzeler ektik. Salatalık, biber, domates.. Bahçemizde bunun için çok büyük alanlar yoktu ama tüm öğrenciler kendi topraklarını kendileri kazdılar, kendi sebzelerini seçtiler ve fideleri özenle ( tamam kabul ediyorum bazen yamuk yumuk da olsa ) diktiler. Üstelik bunu yaparken yıl boyunca organik kompost makinesinde meyve ve sebze atıklarından elde ettikleri organik topraklarını kullandılar. Verimli toprakları, alın terleri ve öğretmenlerinin de sevgisiyle kocaman oldu bahçemiz. Fotoğrafta kısmen belli oluyor ilk hali, dümdüz toprak alan şimdi yemyeşil , hatta kırmızı domateslerle süslenmiş durumda ^.^

Bahçenin ilk hali









Bahçenin şimdiki hali :)

Biz bunları yaparken, elimizi topraktan çıkarıp bir de raporlama yaptık. Yeri geldi yerde , yeri geldi kenarda köşede ekoloji defterlerimize fidelerimizi ve aşamalarını çizdik. Özellikle 4.sınıflarda raporlama işini işte budur diye mutlulukla ve gururla tamamladık. Dönem boyunca kim sulasın diye tartışmalar da yaşadık tabi ama bunlar hep çok sevmekten J
1.sınıflardan bir öğrencimin raporu



Tabiki 4.sınıflardan bir öğrencim















Kendi enerjisini kendisi üreten, doğaya zarar vermeyen, israf etmeyen , tüketici değil üretici bir okulda çalışmak hayalimdi. Bahar çalışmalarında bunun en somut halini gördüm. Çocuklar evlerinden meyve kabukları getirdiler, kompost makinesinin tüm çilesine rağmen onu toprağa dönüştürdük, sonra o toprakla sebze ektik ve üretime geçtik. Bu döngü içerisinde doğaya aykırı olan, hiçbir şey yoktu.  Tamda hayalimdeki gibi.

Ben öğretmenliğe başlarken, eğitim derslerinde öğrendiğimiz Köy Enstitülerindeki felsefeyi yapabileceğim bir yer olmasını çok istemiştim. Yolum düşer mi bilmiyorum ama bi gün köy okullarında da çalışmak istiyorum. Matematiği  ağaç dallarını sayarak öğrensin, sanatı mısır koçanlarından yapsınlar.. Köylerinde ne yetişiyorsa onu üretsinler, onu üretirken anatomisini öğrensinler, Türkiyenin endemik bitkilerinin listesini çıkarsınlar.  Güne doğa yürüyüşü ile başlasınlar, ilkokuldan iki enstrüman öğrenerek ayrılsınlar. Bunu bir projenin girişi olarak sayıyorum şimdilik, nasip olar mı bence olar J


 Hı bir de bahsetmeyi unutmuşum, bizim bu süreçte çok güzel bir ekoloji panomuz oldu. 1. ve 2. snıflar bitki broşürü tasarladılar, bitkinin çiçek, gövde, yaprak ve kök kısımlarını belirtip içlerine görevlerini yazdılar. 3. ve 4. sınıflar ise taç ve çanak yaprak terimlerini de öğrenip kendi bitkilerini tasarlayıp üzerine kısımlarını yazdılar :)
Ekoloji panomuz

Mayıs 28, 2016

Ahlaki Gelişim


Melani Killen ve arkadaşlarının yazdığı bir makaleden bahsedeceğim bugün. Konumuz ahlak eğitimi. Ülkemizde ahlak eğitimi denince akla ilk gelen dine dayalı bir eğitim fakat yapılan araştırmalar ve evrensel algıda ahlak tam olarak böyle değil. Ahlaki gelişim konusunda daha çok etik davranışlardan bahsediliyor aslında. Zaten İngilizcesinde moral development olarak geçiyor, religion (din) terimi yer almıyor. Yazının devamını bu bağlamda okumak daha faydalı olacaktır diye düşündüğüm için kısaca açıklamak istedim.

Gelelim araştırmaya.. Bu araştırma yine çocuklardan bahsediyor, en sevdiğimiz <3 Literatür, çocukların kendi gruplarında olan kişilere daha pozitif yargılı, dışarıdakilere ise negatif olduklarını iddia ediyor. Eğer bu gruplaşmadan devam edersek, farklılıklara rağmen kendi gruplarını yükselttiklerini ve diğerlerinden de pek de hoşlanmadığını belirtiyorlar. Bu çalışmaların çoğu Sosyal Alan teorisine dayanıyor ve bu teoriye göre bireyler herhangi bir olayı değerlendirirken eşitlik ve adalet duygularını, kişisel tercihlerini ve sosyal normları/ gelenekleri kullanıyorlar. Çocuklarda herhangi bir yanlışlık üzerine ahlaki değerler olan eşitlik ve adaleti kullanırken, grup içindeki dinamiklerde geleneksel normlardan ve kişisel tercihlerinden bahsediyorlar.  Fakat, eğer gruplarındaki kişi o grubun kurallarına uymuyorsa bu durumda kurallarını koruyan ama dışarıdan olan birini tercih edebiliyorlarmış.

Bu araştırmanın sonuçlarına göre cinsiyet grup içini etkileyen faktörlerden biri değil imiş. Ayrıca yaşa bağlı değişiklikler gözlenmiş. 9-10 yaş grubu çocuklar grup içinde genel kurallarında eşitliğe önem verirken, ergenlerin gruba özel olanlara daha önem verdikleri belirlenmiş. Çocuklar eşitliği açıklarken ise adaleti vurgulamışlar. Örneğin “ a kişisi aç gözlü davrandı, bu hiç adil değil.” Gibi.
Araştırma çocuklardaki grup dinamiklerini pek çok değişkenin olduğu komplex bir yapı olarak değerlendirmişler.

 Bunun dışında ahlak ile ilgili araştırmalar ;
-Cinsiyette farklılık olmasa da kızların diğer kişinin ihtiyacını daha çok düşündüğünü (empati),
-4 yaşın gelecekteki ahlak düzeyi için tahmin edici olmadığını,
-Çocukların içsel olarak kendi kararlarını verdiklerinde daha pozitif olduklarını göstermiş efendim.

Araştırma  Amerikada yapıldığından Türkiye için durum nedir bilemiyoruz. Acaba bizim çocuklar da eşitlik ve adaleti vurgularlar mıydı? Ya da bize özgü başka değişkenler ortaya çıkar mıydı?

Son soru ile yetişkinleri de kendilerini sorgulamaya bırakıyorum. Bizim nasıl kalıplarımız var kafamızda? Kimleri “kendimizden, bizim gibi “ diye sınıflandırırken, kimleri bunun dışında bırakıyoruz? Ve dışında bıraktıklarımızı hangi kriterler altında değerlendiriyoruz? Fanatikliğin dibine kadar spordan siyasete, dine kadar pek çok alanda yaşandığı bir ülkede ne kadar adil ve hoşgörülüyüz “dışarıdakilere” ? Daha da önemlisi sosyal bir içerik verdiğimiz çocuklarımıza bunu ne kadar hissettiriyoruz? 

Biz yetişkinler olarak Kohlberg'in ahlak seviyesinde neredeyiz? Kimse görmüyorsa yanlışa devam mı ediyoruz, yoksa kural kuraldır deyip hepsini kabulleniyor muyuz? 

Her ailenin aslında kocaman bir kültür olduğunu ve çocukları ile de bu kültürü paylaştığını ve aktardığını düşünüyorum. Bu yüzden önce herkesin kendi evinde kalıpları yıkmasını, din dil ırk ayırt etmeden herkesi eşit görebilmesini, adil değerlendirmesini, farklılıkları öcüü diye bastırmak ve susturmak yerine hoşgörü ile kabullenmesini hayal ediyorum güzel bir gelecek için. Bu hayaldi, ben yapabildim demeyi çok istiyorum ileride.. Neden olmasın, olar bence ;)




Nisan 12, 2016

Baharda neler yapmalı- 2


Boğaziçi'nin bu muhteşem görüntüsüyle merhaba baharı sevenler <3
Baharın sonuna doğru gelirken bu paylaşım biraz gecikmeli oldu kabul ama dersleri önce işleyip iyi kötü yanlarını belirledikten sonra paylaşmak daha mantıklı geliyor bana. Ya da ben boğaziçi güney meydanlarında bu manzaraya takılıp vakit bulamamış da olabilirim, birazcık. ^.^

Süreç çok güzel geçti, hem benim hem de çocuklar için.  Toprağa dokunan çocuk huzuru bulur diye iddia ediyordum, gerçek oldu. Çalıştığım yaş seviyesi ilkokul olduğu için özellikle onlara hitap eden bir konu oldu. Bol bol bahçe kazdık, sebze ve çiçek suladık, sıcacık güneşten faydalandık. Kemiklerimiz ısındı oh mis..

Bu sefer anaokulu seviyesinde yaptıklarımdan bahsedeyim diyorum. Masterda da okul öncesi dönemde fen eğitimi çalışan biri olarak az buçuk biliyoruz bu işi öhöm pöhöm :D

Şimdiiii.. Önce ben bizim minnoşlar için bir sürü çekirdeği karıştırdım. Pirinç, kırmızı mercimek, yeşil mercimek, meşe palamudu, nohut, fasulye, mısır ne bulursam attım. Onlara tohum dolu bir kasem olduğunu söyledim ve bu tohumları gruplamalarını istedim.

Gruplama, 6 yaş çocuk için önemli bir beceri. Verdiğiniz ürüne göre farklı şekillerde sınıflayabilmeli, kimi zaman rengine göre kimi zaman şekline göre. Ya da benim verdiğim gibi benzerlik ve farklılıklarına göre. Ayrıca bu aktivite boyunca minik tohumlarla uğraştıkları için ince motor becerileri de doğal bir yoldan gelişme gösterecektir. Montessory eğitiminde , günlük ev malzemeleri oldukça kullanılır. Ben de çocukları gördüğü, bildiği şeylerden yola çıkarak ders kurmayı daha çok seviyorum şahsen.





Tohum sınıflaması ardından bu tohumlardan hangilerini bildiklerini sordum. Günlük hayatımızla bağdaştırmak çocuklar için önemli bağlantı. Mısırı, pirinci tanıdılar ama kırmızı mercimekte oldukça şaşırdılar. Bu mu çorba oluyo öretmeniiim? Diyen şaşkın gözlerle oldukça eğlendim.
Sonra bu tohumların büyüyüp bitki haline geldiğinde nasıl gözüktüklerini merak ediyor musunuz diye sordum. Daha önceden flashcard hazırlamıştım. Her gruba flascardları verip tohumlarla eşleştirmelerini istedim. Zaman zaman gruplara gidip fikirlerini dinledim, azcık ipucu verip onlara bıraktım.

Sonra tohumun çok mucizevi bir şey olduğunu söyledim, kocaman ağaçlar ya da bitkiler bir tohumdan oluşuyo sonuçta. Acaba bu tohumun içinde ne varda bunu sağlıyor sizce diye döndüm bi baktım çocuklara. Sonra baktım işin içinden çıkamayacaklar , gelin bi tohumun içine bakalım dedim. Meşe palamudunu soyduk, aa kabuğu varmış. İçini ikiye böldük, minik bir embriyo bulduk. Bunu bebek meşe palamudu diye ifade ettim. Büyümek için ona ihtiyacı olduğunu söyledim. Diğer kısmının da bebek meşemizi toprak altından besleyen besin olduğunu ifade ettim.



Sonra kendi tohumumuzu ektik, ve deftere çizdik.








Bitki sürecimizi kısımlarını öğrenerek devam ettik. Bir lale üzerinden çiçek, gövde, kök ve yaprak kısımlarını öğrendik. Bunların çoğunu biliyorlar zaten, o yüzden bu kazanımı vermek için çocuğun 10 yaşına kadar beklememize gerek yok bence. Yaprağı ve çiçeği bilmeyen çocuk var mıdır? Yoktur tabiî ki,netim bu konuda :D görevlerinden bahsettim ama çok derine girmedim. Mesela siz nasıl ayakta duruyorsunuz, vücudunuz ve gövdenizle. O zaman bitki nasıl ayakta duruyodur diye sordum, gövdesiyle dediler. Biz saksıdaki çiçeği nasıl besleriz dedim, su vererek dediler. Sonra bu suyu kim yakalayıp yukarılara gönderebilir diye sordum, kökleriyle dediler. Tümden gelim ve tüme varım yöntemleriyle, sorgulatarak düşündürerek cevabı onların vermesini sağlayabiliriz. Geleneksel eğitim felsefesindeki gibi öğretmenin anlatıcı, öğrencinin pasif alıcı rolü böylelikle değişmiş olur.



Biz bu lalemizi bahçemize diktik. Ardından çizimini de yaptık tabiî ki. Lalenin soğanlı bir bitki olduğunu çizimimizde gösterdik mesela bu çok önemliydi. Sonra bitkilerle hafıza oyunu oynadık. Özellikle soğanlı bitkiler olanı seçtim ki bu vurguyu yapabileyim diye.  


Miniklerle de bilim eğitimi olur, hem de çok güzel olur. Çekinmeden deneyiniz , denedikçe bana da haber ediniz :) 

Mart 28, 2016

Mizaç

     

Huy ya da mizaç ile ilgili pek çok soru vardır ebeveynlerin aklında. Ebeveynler bizimki biraz agresif, bizimki çok çabuk alışır çok sosyaldir, ya da bizimkinin biraz zamana ihtiyacı vardır hemen alışamaz gibi tanımlamalar yaparlar çocukları için.  Bende bugün mizaç nedir, bilimsel olarak temelinde neler yatar, nelerden etkilenir bunlardan biraz bahsedeceğim.

Mizaç (temperament) tepkisellik ve öz düzenleme bakımından biyolojik temelli bireysel farklılıklardır diye tanımlanıyor. Evet yine hiçbir şey anlamadığımız bir kitap cümlesi : D Aslında anlaşılır bir cümleydi ama İngilizceden direkt çeviri yapınca böyle oldu. Yorumlamak gerekirse, herkesin huyu farklıdır ve bu farklılıklar kalıtsal temellidir. Bu kalıtsal temelli yapı kendini verilen tepkilerle ve öz düzenleme becerileri ile ortaya çıkarır.

Mizaç tanımında geçen tepkisellik (reactivity)  kelimesi olumsuz bir anlam taşımaz. Her olay ve durum karşısında çocuklar zaten bir tepki verir. Araştırmalarda bakılan ve sınıflandırmaya sebep olan şey bu tepkiyi nasıl verdiklerine bağlı olarak değişir.

Pek çok sınıflandırma yapılır  ama genel olarak mizaç açısından çocuklar dirençli, uyumlu, ve yavaşça alışan olarak 3 ayrı grupta tanımlanıyor. Direnen mizaç, en basit yönergeleri dahi takip etmekte zorluk çekenler olarak tanımlanmış. Örnek olarak oyuncağı bırakması söylenmesine rağmen devam eden çocuklar gösterilebilir. Uyumlu mizaç, kolay alışan kültürel olarak “sıcakkanlı “ diye de tabir ettiğimiz çocuk tipi :D Son olarak yavaşça alışan ( slow to warm up) zamana ihtiyaç duyan çocuklardır. Bu gibi çocuklar yeni bir ortama gittiklerinde önce geri planda kalıp zamanla yaklaşan, iletişime geçen uyum gösterenlerdir.

Bu farklılıklara sebep olan pek çok faktör olabilir. Ama mizaca bağlı kalmak gerekirse en başta bahsedildiği gibi bunun kalıtsal bir yönü olduğu söyleniyor. Kalıtsal olarak dirençli bir yapıya meyilli olan bir çocuk stresli bir ortamda daha fazla dışa vurulan problem çıkarır. Dışa vurulan problemler agresif ve öfkeli davranışlar, kurallara uymamak olarak örnek gösterilebilir. Pek çok öğretmen şimdi sınıfındaki öğrencileri gözden geçiriyordur muhtemelen, hangisi en çok direniyor ya da kurallara uymuyor? :D


Davranışı, bilişsel yönüyle araştıran bilim insanları dışa vurulan bu davranışları incelerken doğal olarak beyin modellerinden yararlanıyorlar. Bu çalışmalarda davranış, davranış aktifleme sistemi (Behavioral Activation system), davranış durdurma sistemi (behavioral inhibition system), belirsiz uyarılma ( nonspecific arousal) olmak üzere 3 açıdan inceleniyor. Aktifleme sistemi çevresel ödül ve cezaya göre kendini şekillendirirken, durdurma sistemi daha çok korku ve cezaya göre davranışı kontrol eder. Durdurma sistemi daha düşük olan çocukların, mizaç olarak daha direnen (resistant) olduğu iddia ediliyor.  Yani çocuk kurallara uymamak konusunda kendini durduramıyor. Bilim insanlarına göre zaten bu eğilimde olan çocuklar stres ve endişe faktörleri ile çevresel olarak sürekli uyarıldıklarında aktif hale gelmesi gereken durdurma sistemleri (inhibition) devre dışı kalıyor.

 Peki ödül ve ceza deyince aklınıza ne geldi?
B.F
Skinner

Davranışçı yaklaşımın babası dediğimiz Skinner’ın iddia ettiği önemli bir şey vardır; ödüllendirilen davranış devam eder, ceza verilen davranış söner ve kaybolur. Bu açıklamanın ardından belki çoğumuzun aklına ilk olarak çikolata ve ya mahrum bırakma gibi örnekler geliyordur. Aslında algılarımız bu basit örneklerden çok daha fazlasına açık. Kabul edilen, değer verilen davranış devam ettirilirken, hor görülen hoşlanılmayan davranış son bulur. 

Karakterimizi oluştururken bizi etkileyen en önemli unsurlardan biri kültürdür mesela. Biz de erkek çocukların tepkileri “o erkek yapar” şeklinde karşılık bulurken, kızlara karşı daha höd höd bi tavır sergilenir. Erkek çocuğun yemek takımlarıyla oynaması kabul edilemez. Ya da kız çocuğuna araba hediye olarak alınmaz. Kafamızdaki bu gibi kalıplar iyi niyetle başlamış olsa da çocukların geleceğini, meslek seçimlerini, diğer cins ile kurdukları etkileşimi de etkiler.

Kendi tez konumdan örnek verecek olursam, fen ve mühendislik alanında daha çok erkeklerin olduğu iddia edilir. Kızların ise doğa vb alanlarda başarılı olduğu savunulur. Bunun temeline indiğimizde, erken çocukluk döneminde çocuklara sunduğumuz ortam ortaya çıkar. Erkek çocuklarına makineler verip onu kurcalamalarına müsaade edilir. Erkek çocuğun eline kablo ve pil verilirken, kız çocuklarına bu imkanı sunmak aklımıza bile gelmez. Çünkü bizim kafamızda kızlar kalıplaşmıştır, bebekle oynarlar. Puzzle, blok oluşturma ile ilgili oyuncaklardan kızlar için almak pek düşündüğümüz şey değildir. 

Artık biraz değişmek lazım.Söylediğimiz sözler, sunduğumuz ortamlar, yaşattığımız stres ve endişe durumları kalıtsal eğilimlerle birleşince çocuğun karakterinin bir parçası olur. Düşünerek hareket etmek gerek vesselam ;)



Mart 14, 2016

Beyin Nasıl Gelişir?


Şuan aynı anda bu yazıyı görüyorsunuz, belki yakınınızdaki kahve kokusunu hissediyorsunuz ve pencere kenarında bir arabanın sesini işitiyorsunuz. Bunları tümünü ve muhtemelen daha fazlasını aynı anda yaparken müthiş bir efor sarf etmiyorsunuz. Çünkü bununla görevlendirilmiş bir yapınız var; beyin.
Beyin nöronlardan oluşan karmaşık bir ağ sistemine sahip. Aynı anda pek çok uyaranı algılayıp, yorumlayabiliyor ve üstüne bir de eylem olarak dönüt verebiliyor. Ve tüm bunları fark etmediğimiz kadar kısa sürede yapıyor.
Peki biz ne zamandan beri bu  kadar karmaşık şeyleri düşünür olduk, bu kadar zor soruları çözebilir hale geldik? Bir çocuk beyin gelişimi süresince nasıl maceralardan geçer, neler yapar ve neler onu etkiler?
Bebeğin yeni doğduğu andan itibaren 1 ve 9 aylık,2 yaş ve yetişkin haldeki beyin gelişimi

Önceden gelişim için ciddi gelişim aşamalarından bahsedilirdi. Özellikle Piaget çocuk gelişimi kısımlara ayırmış ve bu kısımlarda çocukların neler yapıp yapamayacağını belirlemişti. Şimdiki araştırmalar ise Piaget kadar sert değil. Araştırmalara göre beyin esnek bir organ ve her zaman değişime/ öğrenmeye açık. Vygotsky bu anlamda çocuk etrafında bulunan yetişkinin önemini vurgular hep. Vygotsky’e göre çocukla yetişkin arasındaki fark, kurulan iskele (scaffolding) ile aşılabilir. Çocuk da öğrenir ve gelişir.

Çocuk öğrenmek için pek çok stratejilerden geçer. Taklit ederek öğrenir mesela. Bir saat önce doğmuş bir bebek bile ona en yakın olan kişinin mimiklerini taklit eder. Ya da 1 yaşındaki çocuk kaşığın nasıl tutulacağını öğrenmek için annesini ya da babasını taklit eder.
Çocuk öğrenmek için benzerliklerden yararlanır. Eğer beşiğinden uzanarak oyuncağına ulaştıysa, salonda bir engelle karşılaştığında da onları aşarak yine oyuncağına ulaşmaya çabalar.

-mış gibi oyunu ise bir başka bilişsel gelişim yoludur. Herkesin –mış gibi oyun denemesi ya da gözlemi olmuştur. 2 yaş üzeri çocuklar tencere kapağını araba gibi kullanabilir, kumandayı telefon işlevine dönüştürebilir. Bu sembolik oyun yetişkinlere basit gelse de içinde pek çok bilişsel gelişimi barındırır. Bir çocuğun –mış gibi oynaması için üst biliş (meta cognition) ile düşünmesi gerekir. Yani o nesneyi bulunduğu durumdan çıkarıp başka bir hale dönüştürmesi gerekir. ( kumanda artık kumanda değil, o bir telefon) Bununla da kalmaz, oyununu sosyo drama haline dönüştürür. (- alo, efendim baba. Gelirken ekmek al.) Ayrıca çocuğa öz düzenleme becerisi kazandırır, çünkü kurallara uygun hareket etmek zorundadır.( bu aşamadan sonra kumandaya telefon gibi davranılması şarttır :) )

Oyun boyunca çocuğun iki önemli kazanımı olur; üst biliş ve yürütücü işlev ( executive function). Üst biliş daha önce de dediğim gibi çocuğun durumdan çıkıp üst bir bakışla bakması. Yürütücü işlev ise bilişsel kontrol denebilir. Belli bir plan ya da kararın sürdürülebilmesi için bilişsel olarak kendini kontrol etme. ( çocuğun çikolata yememesi, kendini düzenleyebilmesi- kontrol edebilmesi)
Aşağıdaki videoda bununla ilgili bir deney paylaşıyorum. Çocuklara marsmallow verip bunu yememeleri söyleniyor. Eğer yemezse ikinci marsmallow verileceği de belirtiliyor. Çocuklardan beklenen kendilerini kontrol edebilmeleri 


 Bu iki özellik öğrenmede büyük önem taşır. Çünkü kendini düzenleyebilen bir çocuk dikkatini toplar, düzene uygun davranır yani öğrenmeye hazırdır.  Üst biliş ise , çocuğa öğretilebilir. Derin düşünme (reflection) için;
-bugün neleri iyi yaptım?
-başardığım şeyleri nasıl elde ettim?
-hangi konularda zorlandım?
-bu zorlukları aşmak için ne yapabilirim?
gibi sorularla çocuk kendi kendine düşündürülebilir. Bunu her hangi bir aktivite esnasında da yapabiliriz. “sence neden böyle olmuş olabilir? Nasıl düzeltebiliriz? Çözüm yolları sunabilir misin? “ gibi.
                Eklemek istediğim son şey ise öğrenmenin gelişmesi için sosyal bir ortam şartı. Ailenin, arkadaşların ve öğretmenin dahil ve etkileşim halinde olduğu öğrenme ortamı çocuk gelişimine olumlu katkıda bulunur. Ayna nöronlar ancak sosyal ortamlarda aktiftir. Yani siz çocuk ingilizce öğrensin diye robot alırsınız, ama onun , onunla konuşan bir yetişkine ihtiyacı vardır. Siz çocuğa dünyanın en güzel oyuncağını alırsınız, ama bir arkadaşıyla oynadığı sembolik oyun onun gelişimini olumlu etkiler. 

Unutmayın, prososyal aktiviteler yani sevdiğin insanlarla birlikte olmak, konuşmak ve vakit geçirmek beyinde çikolata ile aynı bölgeyi uyarır! ( bunu herkes anlayana kadar söylicem evet :D )

references;
Goswami, Usha C., and Peter Bryant. Children's cognitive development and learning. Primary Review, 2007.